24 Nisan 2012 Salı

Dogumum, en buyuk travmam



Haftasonu cok ozel bir meditasyon calismasina katildim, hayatim degisti. Bilincaltimin en karanlik dehlizlerine dogru bir yolculuktu bu. En derine gomulu, bu dunyadaki daha ilk nefesimde beni bir omur icin yaralayan, orada oldugunu hep hissettigim ama adini koyabilecek kadar hatirlamadigim, kendimi bu sinsi, yapis yapis endiseden ozgur kilmaya niyet etmemle bana kendini gosteren travmam, dogumum cikti karsima. 


Dogum kanalinda ilerlerken basimin sikismasiyla arada kalmam. Dokuz aydir kosulsuz, sinirsiz bir sevgi denizinde sonsuz mutlulukla yuzdugum yuvaya, rahme geri donemeyecegimin caresizligi ama ileriye dogru gidememenin paniginde kalakalan, korkuyla kaskati kesilen ben. Ilk defa birseyi basaramayacagimin endisesi. Nice caba sonrasinda ilerleyip dunyaya geldikten sonra o soguk odada annemin kucagina gitmek icin debelenirken anneme verilmeyisimle ilk defa tattigim ve bundan dort sene oncesine kadar yakami birakmamis olan yalnizlik hissim. Ilk defa bana kendini gosteren terkedildigim, degersiz oldugum hissi. O ana geri donusumle gozlerimden bosalan yaslar ve dogdugu dakikalarin 32 yasiyla birlestigi iki ani ayni anda yasayarak sabaha kadar anne diye aglayan ben. 32 yil sonra annesini yeniden kesfeden, kendisini annesinin kucagina birakan ben. 32 yil boyunca hayatimi etkileyen, her kendimden suphe duymamin arkasindaki o birkac saate geri donen ben. Bebek haliyle annesinin gogsune geri donup meme emen ve annesinin kokusunun burnunu doldurdugu, teninin tenine degdigi ani yeniden yaratip 32 yasinda annesine tekrar asik olan ben. Annemin rahmindeyken ondan gelen sinirsiz sevgiyle sarhos olan ben. Yillar yili bilinc altimda farkinda olmadan beni terkettigi icin anneme ofkeliymisim megersem. Herkese sarilarak kendini gosteren fiziksel temas acligim bundanmis. O ana tekrar tekrar donup anneme sarildim, anneme sarilarak sabaha kadar agladim. Her sarilisimda biraz daha sifalandim. Ne sansliyim ki dogum travmami sifalandirdim. Bu sifayla yeniden dogdum, hem de bu sefer travmasiz. Sanki yeniden yurumeyi ogreniyorum, herseyi ilk defa goruyorum. Artik kendimi guvende hissediyorum.


Neden bir bebek dogar dogmaz annenin kucagina verilmez ki... Neden bir bebek o an tek ihtiyaci annenin kucaginda olmakken annenin elinden alinir ki... Modern tibbin insan ruhunu yaraladigi an. Hersey olculemiyor, testlerle gorunmuyor. Sizin gorememeniz onun orda olmadigi anlamina gelmiyor. Haftasonundan beri her an yeni birsey hatirliyorum, yasadiklarim yeni yeni oturuyor. Bu sabah bu video cikti karsima, gozyaslarima yine engel olamadim. Umarim siz de seversiniz.

12 Nisan 2012 Perşembe

Cok sukur yavrum



Ne kadar cok seye sahipsiniz farkinda misiniz? Yoksa siz de sahip olduklarina degil sahip olamadiklarina odaklananlardan misiniz? Hep elinde olmayanlara bakip uzulen, o yuzden de her zaman kendini eksik, mutsuz hissedenlerden.

Kucukken buyuklere nasilsiniz diye sordugumda genelde "Cok sukur yavrum, iyiyim." derlerdi. Ordaki sukur benim icin iyiyim cevabina ilistirilmis, ezberlenmis, ici bos bir kaliptan ibaretti. Sanki cok sukur demeden iyiyim demek ayipmis gibi. YIllar sonra anladim anlamini, yansittigi hayat gorusunu, tevazuyu ve pozitif durusu. Simdi geriye donup bana bu cevabi veren butun buyukleri sarip sarmalamak istiyorum. Belki de bu yuzdendir cevaplarimda artik anneannemden daha cok sukur kelimesini kullanmam :)

Bugun bir degisiklik yapip gune sizi mutlu eden, sahip oldugunuz seyler icin sukrederek baslamaya ne dersiniz?

Ben bu guzel bahar sabahina uyanabildigim ve saglikli oldugum icin sukrediyorum. Benimle sahilde ders yapmak isteyecek kadar hayat dolu arkadaslarim oldugu icin sukrediyorum. Yine gunes yuzumu yalarken cimenlerin uzerinde, denize karsi ders yapacagim icin sukrediyorum. Aksami sevdigim arkadaslarimla gecirecegim icin sukrediyorum. Evde ordan oraya kosturan kedilerim icin sukrediyorum. Benimle hayati paylasmayi secen ve hayatimi guzellestiren "O"nun icin sukrediyorum. Kardesim, ailem icin sukrediyorum. Sevdigim seyi is olarak yapabildigim icin sukrediyorum. Belki de en onemlisi kendime hata yapabilme izni tanidigim, her an ogrendigim ve buyudugum, sevgide kalabildigim icin sukrediyorum.

Siz nelere sukrediyorsunuz?

11 Nisan 2012 Çarşamba

Bahara merhaba

Dergi Bursa'da cikan yazim...

İşte yine bahar bütün sihriyle, dinamizmiyle kapımızda. Doğanın soğuk, ıslak, karanlık kış mevsiminden çıkıp bahara girmesiyle beraber toprak ısınıyor, çiçekler açıp güneşe doğru uzanmaya başlıyor, yaşam hızlanıyor. Doğanın bu kadar pürüzsüz, akıcı yaptığı geçişi maalesef biz insanlar bu kadar kolay yapamıyoruz. Özellikle de doğayla bağlantımız zayıfladıkça kıştan bahara geçerken çok zorlanıyoruz. Üzerimize bir ağırlık çöküyor, tembelleşiyoruz. Oysa yogik ve ayurvedik prensipleri takip ederek havaların ısınmasıyla beraber uyanan, canlanan doğayla birlikte yeniden doğabiliriz biz de.

Ayurveda sanskritçede ayu (yaşam) ve veda (bilim, sanat) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir ve yaşam sanatı demektir. Eski hint metinleri vedalarda görülen ayurveda yogayla beraber uygulanması tavsiye edilen yoganın kardeş bilimidir ve yogik öğretileri tamamlar. Temel amacı kişinin ruhsal ve fiziksel sağlığını denge haline getirmektir. Ayurvedaya göre evrende beş temel element (boşluk, hava, ateş, su, toprak) vardır ve bu temel elementlerin birbirleriyle ilişkisine göre temel enerji grupları ortaya çıkar. Bu temel enerji grupları dosha olarak adlandırılır ve üç adettir; vata, pitta ve kapha. İnsanların doğumla gelen ve yaşamboyu değişmeyen temel yapısı bu doshalarla ifade edilir. Ayurveda insanlar gibi günü ve mevsimleri de doshalarla ifade ederek birbirinden ayırır. Günün değişik zamanları ve mevsimlerin insanları farklı şekillerde etkilediğini savunur. Bireylerin temel yapılarıyla günün farklı bölümlerini, farklı mevsimleri ilişkilendirip farklı diyetler tavsiye eder. Burada amaç kişilerin doğayla uyumunu sağlayıp sağlık hallerini dengelemektir.

Sağlıklı ve keyifli bir ilkbahar geçirebilmek için kapha doshasını dengelemek gerekir. Kapha toprak ve su elementlerini simgeler ve bedenin bunlarla olan ilişkisini düzenler. Eklemlerin kayganlığını; sinüsler, akciğerler ve mide gibi hassas dokuları korumak için mukus salgılanmasını sağlar. Aynı zamanda kasların kuvvet ve esnekliğini de belirler. Bedenimizde kapha dengede olduğunda kendimizi güçlü, kararlı ve dayanıklı hissederiz. Bedenimizdeki kapha dengesi bozulduğunda kendimizi yorgun, zihinsel olarak donuk ve depresif hissederiz. Özellikle bahar aylarında kaphayı dengelemek çok önemlidir çünkü kış ayları boyunca bedenimizde kapha birikir. Bu nedenledir kış aylarında daha çok evde oturmamız, daha çok yememiz ve daha çok uyumamız. Baharla beraber bedenimizdeki fazla kaphayı atmamız gerekir.

Bunun en iyi yolu bedenimizde prananın (yaşam enerjisinin) rahatça dolaşabilmesi için çeşitli yoga hareketleriyle, duruşlarıyla alan açmak ve bu alanı doldurmak için pranayama (yogik nefes çalışması) yapmaktır. Eğer yoga yapmıyorsanız, ama hep aklınızın bir köşesinde yogaya başlamak vardıysa belki de bu ilkbahar ilk adımı atmak için iyi bir zamandır. Deneyimli bir eğitmenle beraber düzenli olarak yoga duruşlarını ve nefes çalışmalarını uyguladığınızda bedeninizdeki blokajlar kalkacak ve açılan boşluklarda daha fazla hayat enerjisi prana dolaşacaktır. Özellikle ilk başlarda belki yoga matınızın üzerine çıkmamak için kendinize bahaneler üreteceksiniz, hareket etmemek daha cazip gelecek. Eğer çalışmanıza sadık kalır ve pratiğinizi aksatmazsanız ödüllerini de alacaksınız.

Hiç kuşkusuz kozadan çıkan bir kelebek gibi baharda yeniden doğmak, dönüşmek için bu egzersizleri uygun bir diyetle desteklemek gerekiyor. Bu mevsimde kaphayı yükselten süt ürünlerinden, buzlu ve soğuk içeceklerden ya da yemeklerden, kızarmış, yağlı yemeklerden uzak durmaya çalışın ya da bunların tüketimini azaltmayı deneyin. Sofranıza daha çok doğal, hafif ve sindirimi kolay yiyecekler koymayı hedefleyin. Yeme alışkanlıklarınızı kontrol edin ve işlenmiş besinleri hayatınızdan çıkarmaya çalışın. Düzenli aralıklarla yemek yiyin, bu bedendeki sindirimi kolaylaştıran ve ayurvedada agni olarak adlandırılan sindirim ateşini hızlandırmaya da yardımcı oluyor. Bırakın bu bahar hayatınızı değiştirme, kendinizi dönüştürme, yeniden doğma zamanı olsun sizin için.

En önemlisi de doğayla bağlantınızı canlandırmaya çalışın. Güneşli günlerde dışarı çıkın ve gözlerinizi kapayarak güneşe karşı oturup derin nefesler alın. Ağaçlara dokunun, kendini daha sık göstermeye başlayan güneşle beraber hareketlenen hayvanları izleyin. Bedeninizin canlandığını, sizi çevreleyen doğanın bir parçası olduğunuzu hissetmeye çalışın. Doğayla, toprakla bağlantınızı hatırlayın. Betonların içinde bir yaşamı seçmiş olsak da hala toprak ananın bir parçasıyız. Bunu hatırlayın ve size sunulanlar için teşekkür edin. Şehrin temposuna yenik düşmeden bir adım atın ve kendi ritminizi yavaşlatın. Sadeleşin ve sadece ruhunuzu ve bedeninizi canlandıran, besleyen şeyleri hayatınızda tutun, artık size hizmet etmeyenleri serbest bırakın. Çevrenizdeki o muhteşem, ahenkli değişimi takdir edecek zamanı yaratın kendinize ve bu dönüşüm sizin kendi dönüşümünüz için ilham olsun size, enerjinizi ve ışığınızı yükseltsin. Baharla beraber uyanın, yeniden doğun kendinize.

12 Mart 2012 Pazartesi

Düşme Korkusu


Pırıl pırıl parlayan karların üzerinde geçen bir haftasonu ne kadar da çok farkındalığa gebeymiş meğersem. Yine kendimle ilgili keşfettiklerim, yıllar önce en derinlere gömdüğüm ve ansızın karşıma çıkıveren anılar. Kalp atışlarımı hızlandırıp kendimi çaresiz hissettiren o eski, bildik korku. Bu sefer hiç beklemediğim bir anda, beklemediğim bir yerden önüme atlayan o panik duygusu. Hiç içinden çıkamayacakmışım gibi hissettiren ve beni kendime karşı belki daha önce hiç olmadığım kadar dürüst kılan o karmaşık hisler.

Ardından kafamın içindeki karmaşanın kayarken dindiğini farkediş. Kayarken bütün korkularımdan geçip kendimi akışa bıraktığımın bilinci. Onun ardından gelen yüzleşme. İlk board dersimi aldığım günü hatırlıyorum. Hocamın bana agresif olmamı salık verdiği o gün. Belki de hayatımda ilk defa birinin benden agresif olmamı istemesinin şaşkınlığı. Hızlanmanın verdiği korkuya teslim olup kendi ilerleyişimi baltalamam. Sonrasında gelen artık sana öğretecek birşeyim kalmadı, senin sadece cesur olman gerekiyor meydan okuması. Farkettim ki düşmekten korkmayı bıraktığım gün iyi kaymaya başladığım günmüş. Ne kadar çok korkarmışım düşmekten. Düşersem yeterince iyi olmadığımın anlaşılmasından. Tutsak etmişim kendimi kendi ellerimle. O korkuyu bıraktığım an karın ve kaymanın tadını alır olmuşum. O korkumu bıraktığım an duvardan uzaklaşıp odanın ortasında ters duruş yapmaya başlamışım.

Belki de önce düşmek gerek yeniden ayağa kalkılabileceğini, zarar görmeyeceğini anlamak için. Onun için derslerde sirsasana (baş duruşu) deneyen öğrencilerime düşeceklerini hissederlerse nasıl düşmeleri gerektiğini anlatıyorum. Kendilerine zarar vermeden düşüp yeniden kalkabilmeleri için. Kendilerini hazır hissettiklerinde, istediklerinde duvar bağımlılığından kurtulup odanın ortasında denemelerine yardım ediyorum. Birkaç kere düştükten sonra düşmeden kalkmayı öğreniyorlar.

Düşme korkusuyla, yeterince iyi olmama korkusuyla atmaktan vazgeçtiğimiz adımlar var hayatta, pişmanlıklar, hayal kırıklıkları. O korkuya teslim olmak düşmekten daha çok acıtıyor canımızı. O apansız korku iliklerimize işleyip kanımızı donduruyor. Ellerimizi, ayaklarımızı kilitleyip adım atmamızı engelliyor. O korkuya inat adım atmak lazım. O korkunun karşısında durup haykırmak lazım istediğimizi. Kendi yapabileceklerimize inanmak lazım. Olabilecek en kötü şey düşmek. Tekrar kalktıktan sonra ne farkeder ki... Reddedilsek ne farkeder ki, kabul eden biri illa ki çıkacak. Sevilmesek ne olur ki biz sevdikten sonra. Korku frekansında yaratım doğal olarak korkuyu daha fazla besleyecek. Korkudan çıkmak lazım.

Ne zaman herhangi bir konuda kendimi yeterince güçlü hissetmesem, kendime güvenimin odayı terketmekte olduğunu hissetsem, korkunun kokusunu duysam kendimi matın üzerine atıyorum. Önce küçük bir meditasyonla gerçekten neden korktuğumu anlamaya çalışıyorum. Ardından bir ters duruş deniyorum. O zaman herşeyin yolunda olduğu, herşeyi yapabileceğim bilişi yerleşiyor tekrar. Denemek için kendime izin veriyorum. Sonuçlar ne olursa olsun adım atıyorum. Beklenti elbisesinden soyunup yürümeye çalışıyorum. Sonuçta herşey olması gerektiği gibi oluyor. Biliyorum ki ben her zaman elimden gelenin en iyisini yapıyorum.

29 Şubat 2012 Çarşamba

Kendime izin veriyorum


Hani bazi gunler vardir, caniniz hicbirsey yapmak istemez. Ne en sevdiginiz arkadaslarinizla bulusmak istersiniz, ne en cok sevdiginiz cafeye gitmek. Kitap okumak bile zor gelir, oyle koltukta uzanip sadece dvd izleyip tembellik yapmak istersiniz. Her gun duzenli yoga pratigi yapiyor olsaniz bile bazi gunler o yoga matinin yuzune bakamazsiniz. Iste o gunlerde bedeni, ruhu dinlemek lazim. Belirli bir beden farkindaligi gelistirdiyseniz ve o beden o gun hareket etmek istemiyorsa bunun bir nedeni var. Matin ustunde bazi gunler bazi hareketleri yapmak istemiyorsaniz bunun bir nedeni var. Eger sizi o mattan uzak tutan seyin egonuz olmadigindan eminseniz yapmayin o gunku pratiginizi. Eger caniniz kimseyi gormek istemiyorsa kendinize yalniz kalma izni verin. Bazi programlara hayir deme izni verin. Kendinizle basbasa dinlenme, enerjinizi toparlama izni verin. Bu tembel oldugunuz anlamina gelmiyor, sadece bedeninizin, ruhunuzun bir molaya ihtiyaci oldugu anlamina geliyor. Kendinize haksizlik etmeyin, sadece kabul edin. Bugun oglen yemek yedigim dunyalar guzeli arkadasimin bana hatirlattigi gibi bakin bakalim yaptiginiz seylerin ne kadarini kendiniz icin yapiyorsunuz, ne kadarini kendiniz icin yaptiginizi sanirken aslinda baskalari icin yapiyorsunuz.
Hindistan'dan dondugumden beri surekli bir yerlere kosturuyorum. O nedenle de geldigimden beri yorgunum, yeni egitimler, yeni projeler derken dinlenecek vakit bulamiyorum. Bunu kendime neden yapiyorum? Bugun, burda, simdi kendime dinlenme ve kendimi dinleme izni veriyorum.

13 Şubat 2012 Pazartesi

Yolu Sevgiden Gecenlere


Dergi Bursa'da cikan yazim... Fotograf icin sevgili Teoman Unal'a tesekkurler...

Bakis acisi aslinda hayati nasil yasadigimizi belirleyen. Belki cok klise ama yarisi dolu bir bardaga bakip yarisini bos gormek de mumkun. Ayni sekilde cevremize bakip mucizelere tanik olmak da siradanligin icinde kaybolmak da secenekler arasinda. Hayata karsi durusumuz hayatimizin sinirlarini cizen.

Varolusumuzun basli basina sihir olduguna inananlardanim. Bir kismi bilimle aciklanabilen bir sihir. Dunyanin kendi etrafinda donmesi de, bir bebegin dogmasi da, denizde dalgalarin olmasi da bilim tarafindan kolayca aciklanabilen olgular. Bu yine de gun batimindaki kizilligin sarhos edici etkisini, yeni dogmus bir bebegin masum uykusunun mesgul zihinlerdeki sessizlestirici etkisini ya da dalgalarin kiyiya vurdugunda cikardiklari sesin nefes kesici oldugu gercegini degistirmiyor. Aciklayabilmek butun bunlari daha az sihirli kilmiyor. Butun bunlari gorup gecmek de bir secenek, gordugu herseyde Tanri'nin varligini hissetmek ve sukretmek de bir secenek.

Yoga egitimimin devami icin bir kez daha geldigim Hindistan'da kafamda bu dusuncelerle seyahat ettigim uc haftanin sonunda solugu asramda aldim. Bu binbir renkle, farkli dinlerle ve dillerle bezeli kocaman ulkede ucu bucagi olmayan duygularda gezindim. Olani oldugu gibi kabul etme dusturuyla ciktigim yolda asik oldum bir kez daha bu topraklara, insanlara. Farkettim ki aska tutulasi varsa insanin nerde ne yaptigi onemli degil. Ask icinde yuruyunce gordugumuz hersey guzel, hersey sihirli. Ask varsa gerisi teferruat.

Iste Bhakti Yoga tam da bundan bahsediyor. Bhakti adanmislik demek, bhakti Tanri'ya ve Tanri'ya dair herseye derin bir sevgi ve baglilik duymak demek. Bhakti yoga hissettigimiz butun duygulari sevgide harmanlayip Tanri'ya yonlendirmeyi salik veriyor. Bu yolla yasadigimiz o ayrilik hissini ve egoizmi ortadan kaldirmayi amacliyor. Bireyi zihin oyunlarindan arindirip evrensel bilincle, Tanri bilinciyle dolduruyor. Dinlerden, dillerden, irklardan bagimsiz hepimizin bir oldugu, ayni Tanri'nin farkli suretleri oldugumuz bilincini yerlestiriyor. Kosulsuz teslimiyetten bahsediyor, egonun ve bireyselligin Tanri'ya teslim edilmesinden. Kosulsuz teslimiyet beraberinde kosulsuz kabulu getiriyor. Once kendimizi, sonra cevremizdekileri yargilamadan, siniflara, kaliplara koymadan olduklari gibi kabul etmek kosulsuz teslimiyetin bir parcasi. Tanri'ya kosulsuz teslimiyet butun yoga felsefelerinin en onemli unsurlarindan biri. Olan herseyin Tanri'nin iradesinde oldugunun ve her ne olursa olsun guvende oldugumuzun kabulu.

Ilk defa Guney Hindistan'da ortaya cikan bahkti yoga felsefesi toplumu siniflara bolen, ayristiran kast sistemine karsi cikarak, kati kurallarla belirlenen dini rituellere karsilik edebiyat, muzik ve dansla orulu yeni bir ibadet yontemiyle Hindistan'daki spirituellige yeni bir anlayis getirmis. En populer ibadet yontemlerinden biri de en kaba tanimiyla Tanri'nin ovuldugu, Tanri'ya sukredilen sarkilar olan kirtanlarin soylenmesi. Zaman icerisinde bhakti yoga Hindu tanrilarindan Krisna'nin takipcileri arasinda gittikce populer hale gelerek kuzeye dogru yayilarak butun ulkeyi etkisi altina almis. Unlu yogik metin Bhagavad Gita'da Lord Krisna'nin prens Arjun'a aydinlanma yolunda tavsiye ettigi en onemli yontemlerden biri bhakti yoga. Lord Krisna diyor ki "Butun varliklarin iyiligini dusunen, kalplerini bana adayan herkesi tekrarlayan olum ve dogum dongusunden kurtaracagim." Reenkarnasyona inanan bir kulturde bu donguden kurtulmak tekamul etmek anlamina geliyor. Bu sadece Bhagavad Gita'nin mesaji degil, butun dinler sevgiden bahsediyor, Tanri'ya ve birbirimize karsi duydugumuz sevgiden. Aydinlanma yolunda atilacak en buyuk adim sevgi.

Evrendeki her varlik Tanri'nin tezahuru degil mi, hepimiz Tanri'nin nefesi degil miyiz, hepimiz ayni kaynaktan akan damlalar degil miyiz, hepimiz ayni yerden geldik ve ayni yere donmeyecek miyiz? O zaman nedir alip veremedigimiz birbirimizle, neyi paylasamiyoruz ki? Neden yaradilani sevemiyoruz yaradandan oturu? Ormandaki agac da, havadaki kus da, denizdeki balik da, kapi komsumuz da, okyanusun otesindeki balikci da ayni, yok birbirimizden farkimiz. Olanlari, kisileri iyi ya da kotu diye etiketlemeden oldugu gibi kabul etsek ve kendimizi teslim etsek kosulsuzca akisa, Tanri'ya. Acsak kalbimizi ve bassak bagrimiza etrafimizdakileri. Butun duygularimiz erise bir kapta ve sevgi olarak aksa karsimizdakine. Sevgi frekansinda yaratima gecsek. Dusuncelerimiz sevgi odakli olsa, titresimimiz yukselse ve kendimize yarattigimiz gerceklik de buna paralel olarak hep pozitif, hep sevgi cercevesinde olsa hayat daha farkli olmaz miydi? Swami Satyananda'nin dedigi gibi "Butun dunya Tanri'nin gorkemiyle bezenmis. Aziz de gunahkar da, erdemli de zalim de, insan da hayvan da, iyi de kotu de Tanri'nin farkli sekillerdeki tezahuru. O halde zihin bunlara karsi nasil ilahi olmayan bir sekilde durabilir ki?"

Tek ihtiyacimiz olan sevgi. Sevgi bizi dengede tutacak olan, sevgi bizi hissettigimiz yalnizlik hissinden kurtaracak olan, sevgi karsimizdakinde olumsuzu degil olumluyu gormemizi saglayacak olan, sevgi butun yaralarimizi saracak olan. Sevgi dusuncelerimizi donusturecek once, sonra da hayatimizi. Dilimiz, dinimiz, inancimiz, ten rengimiz farkli olsa ne farkeder. Sevgide kaldigimiz surece Tanri'yi gorecegiz baktigimiz her yerde. Birbirimizi severek baslayacak bu yolculuk. Sevgi yaklastiracak bizi birbirimize ve Tanri'ya. Tek ihtiyacimiz bir tutam kosulsuz sevgi. O zaman damlalar birlesip okyanus olacak.

7 Şubat 2012 Salı

Sessiz gozlemci


Yogaya ya da ruhsal konulara ilgi duyan herkes herhalde en azindan bir kere meditasyon yapmayi denemistir. Yeni cagla beraber meditasyon hakkinda herkes bir seyler yaziyor, surekli yeni teknikler cikiyor. Herkes cantadan kendine uyani secip uyguluyor. Ben de dahil olmak uzere disarda meditasyon yaparak ne kadar degistigini anlatabilecek bir cok insan var. Belki de bu nedenle derslerde ya da ders disinda en cok karsilastigim sorulardan biri de meditasyon yaparken dusuncelerin nasil durdurulabilecegi. Bu soru beni her zaman gulumsetiyor. Yillarini meditasyona adayan yogilerin basarmaya calistigini ayakustu ozetlemeye calismami bekleyen yuzler...

Farkli tekniklerle ilgili degil bu yazi. Sadece sessiz gozlemciden bahsetmek istiyorum burda. Yogada zihin sarhos bir maymuna benzetilir. Butun beden ve zihin koordinasyonunu kaybeden kendini ordan oraya vuran, daldan dala atlayan ve en sonunda yorgunluktan bitap dusen sarhos bir maymun. Ayni o maymun gibi zihin de dusunceden dusunceye atlayip duruyor. Bizim kontrolumuzde olmadan gozlerimizin onunde birbiriyle alakasiz dusunceler ucusup duruyor. Kafamizin icinde hic durmadan devam eden gevezeligin yol actigi ugultu bir sure sonra bizi yoruyor. Yorgun zihin odaklanamiyor, huzursuzlaniyor, karar vermekte zorlaniyor, dengesini kaybediyor ve sonunda ofkelenip mutsuz oluyor. Ondandir meditasyon tavsiye edilmesi. O sessizligi yakalayip dengede kalmak butun amac. O sessizlikle beraber odagi istedigimiz noktaya yonlendirebilme yetisini aktive etmek ve bir olma hissini tadabilmek. Nasil olacak peki dediginizi duyar gibiyim. Zihni sessizlestirmek icin ilk olarak zihni sessizlestirmeye calismaktan vazgecmek gerekiyor. Kapiyi acip iceri sessiz gozlemciyi davet etmek gerekiyor.

Gozler kapali, gevsemis halde oturuyorsunuz, uzaniyorsunuz ya da yuruyorsunuz, her ne sekilde meditasyon yapiyorsaniz o haldesiniz. Dusunceler hucum ediyor ve siz onlari geri yollamaya calismiyorsunuz. Onlari goruyorsunuz ama tepki vermiyorsunuz, onlari sessizce izliyorsunuz. Dusuncelerinize, anilariniza, o an aklinizdan gecenlere hic bir duygu yuklemeden sadece izliyorsunuz. Dusuncelerinize duygu yuklediginiz an onlari guclendiriyorsunuz. Oysa bizim istedigimiz dusuncelerimiz uzerinde kontrol sahibi olmak onlarin kontrolunde olmak degil. O nedenle sadece izliyoruz. Bir sure sonra silinip gidiyorlar. Duzenli olarak icinizdeki sessiz gozlemciyle baglanip meditasyon yaptiginizda her gecen gun zihninizin sessizlestigini farkedeceksiniz. Bu gunluk hayatinizi da kokten degistirecek. Gun icinde verdiginiz tepkilerin kokenini, onlari neyin tetikledigini farkedip o kaliplarinizi kiracak farkindaligi yakalayacaksiniz. Her turlu iliskinizde kafanizdaki ugultunun azalmasiyla karsinizdaki insanla ortak paylasim alaniniza odaklanip daha cok anlayip daha kolay anlasilacaksiniz. Bir sure sonra sessiz gozlemci sadece meditasyonlarda degil hayatinizin her aninda yaninizda olacak. Olanlarin icinde farkli duygularin yarattigi turbulansa girmek yerine bir adim geri atip sadece izlemeyi secebileceksiniz belki de. Boyle bir gucunuzun olmasini istemez miydiniz? Yipranmadan, dramlara kapilmadan, sadece istediginize odaklanabildiginiz, sessizce yurudugunuz bir hayat istemez miydiniz? Bu sadece sizin elinizde desem. Siz degismeden hayatinizdaki hicbirsey degismeyecek desem. Ilk adimi atmaya hazir misiniz? Sadece bir davetiye hazirlayip sessiz gozlemciyi buyur edin iceriye. O ondan sonrasini halleder ;)