11 Aralık 2011 Pazar

Hindistan beni cagiriyor


Yine yol cagiriyor beni. Afrika valizimden cikanlari yikamayi henuz tamamlamisken yeni valizi yaptim bugun. Farkli bir kitada, farkli bir yolculuga cikiyorum yarin. Degisim mevsimi kiyafetlerimi yerlestirdim, kapadim usulca cantami. Yanimda her okudugumda farkli birsey farkettigim, ogrendigim Bhagavad Gita.

Once can dostlarimdan biriyle Rajasthan ve Goa, sonra ileri seviye hocalik egitimi icin asram yollari. Butun sevdiklerimden, konfor alanimdan uzaga gidiyorum yine. Ogrenmeye, yogada derinlesmeye ve en onemlisi kendi icimde belki daha once hic gormedigim bir yere gidiyorum. Ne gariptir ki degismek icin attigim her adim kendimi oldugum gibi kabul etmekten geciyor ilk once. Kendimi sarip sarmalamadan olmuyor, kendimi sevmeden gidilmiyor ikinci duraga. Iste bunun farkindaligiyla gidiyorum Hindistan'a.

Yine bir yoga yolculugu kapida. Hindistan beni cagiriyor. Donusmeye, ogrenmeye gidiyorum. Cantam hazir, ruhum kipir kipir, kalbim hizli hizli atiyor. Gozlerimi kapiyorum, kulaklarimda mantralar, sicriyorum.

7 Aralık 2011 Çarşamba

Hatha Yoga




Dergi Bursa'da cikan yazim...

Geçen yazımızda ashtanga yogadan bahsetmiştik. Bu yazımızda da bir başka yoga türü olan hatha yogadan bahsedelim. Hatha yoga geleneği ilk olarak M.S. 6. yy’da bilge Matsyendranath ve öğrencisi bilge Goraknath tarafından Hindistan’da kurulmuş. Yüzyıllar içerisinde gelişimini sürdürerek 15. yy’da Swami Swatmaram tarafından yazılan Hatha Yoga Pradipika ile bugünkü bildiğimiz şeklini almış.

Buddha’yla aynı dönemde yaşamış olan Patanjali’nin ashtanga yogasında Buddha’nın öğretilerinin etkileri görülür. Ashtanga yogada ilk olarak ahlaki yönlere vurgu yapılır. Aydınlanmaya giden sekiz basamakta kişinin takip etmesi gereken sosyal ve içsel kurallar bütünü vardır. Tantralardan etkilenen hatha yoga ise farklı bir yol izler. Hatha yoga ashtanga yogada bahsedilen sosyal ve içsel disiplinin insanın kendiliğinden sahip olması gereken, sahip değilse de zaman içinde içsel bir dönüşümle ortaya çıkaracağı bir değerler bütünü olduğunu ileri sürer. Kişi zorla bu değerleri takip edecek olursa kendisini daha ileri bir bilinç seviyesinde değil içsel bir çatışma içerisinde bulacaktır. Bu değerleri körü körüne inanmadan, hissetmeden uygulamaya çalışmak kişilik üzerinde dengesizlik ve zihinde huzursuzluk yaratacaktır. Bu nedenle kişinin bu sosyal ve içsel disiplini takip edebilmesi için önce kendini hazırlaması gerekir. Zaman içerisinde hatha yoga yolunda ilerleyen birey geçirdiği dönüşümle bu değerleri kendiliğinden takip etmeye başlayacak ve ashtanga yoganın da son adımı olan samadhi’ye, yani aydınlanmaya ulaşacaktır. Bu anlayış üzerine kurulan hatha yoga basit ve mantıklı bir yaklaşım geliştirmiştir.

Hatha yoga’da atılacak ilk adım bedeni arındırmaktır. Hindistan kökenli ve yaklaşık 5000 yıllık bir yaşam bilimi olan ayurvedaya göre bedende üç ayrı madde vardır ve bunlar mukus, gaz ve asittir. Bedende bu üçü dengenlendiğinde kişi ideal sağlık haline kavuşur. Hatha yoga geliştirdiği altı farklı temizlik yöntemiyle bu üç maddeyi dengelemeyi hedefler. Neti (burun temizliği), dhauti (dahili temizlik), basti (yogik lavman), nouli (karın masajı), kapalbhati ve trataka (göz temizliği) uygulanarak solunum, sindirim, boşaltım ve sinir sistemi başta olmak üzere bütün bedensel sistemler dengelenir. Bu yöntemler aynı zamanda yaşam enerjisi prananın bedenimizde dolaştığı kanallardaki mevcut tıkanıklıkları da temizleyerek fiziksel ve zihinsel rahatsızlıklardan kurtulmamıza yardım eder.

Temizlik teknikleriyle arındırılmış beden için bir sonraki adım asanalar yani yoga duruşlarıdır. Asanalar meditasyon ve ileri teknikler için gerekli olan rahat ve sabit duruşlardır. Bir yoga duruşunda bedeni önce farklı şekillerde esnetir ve gerdiririz. Daha sonra o duruşun içinde sakinleşerek, rahat bir şekilde kalırız. Bu da bedeni kuvvetlendirir ve dayanıklılığını artırır. Özellikle kas sistemi kuvvetlenerek diğer sistemleri destekler. İç organların işleyişi ve etkinliği artar. Bu da bedenin diğer kısımlarını olumlu bir şekilde etkiler. Yoga duruşlarında aynı zamanda zihinle bedeni birbirine bağlamaya çalışırız. Nefesimize de dikkat ederek gerdirdiğimiz eklemlere ve kaslara odaklanarak beden farkındalığımızı yükseltmeye çalışırız. Asana çalışması esnasında bedenin farklı bölgeleri esnerken ve gerilirken rahatlamak, sakin kalabilmek öğrenilen bir hünerdir. Bu çalışmalar beden, zihin ilişkisini kuvvetlendirir. İleri düzey farkındalık çalışmaları için başlama noktası sağlıklı bir bedendir. Yoga duruşlarına çalışmamızın nedeni de budur.

Hatha yoganın üçüncü aşaması pranayama; yaşam enerjisini kontrol etmemizi sağlayan nefes çalışmalarıdır. Evrendeki yaşam enerjisine prana denir ve bütün olaylar bu enerjinin hareket etmesinin sonucu olarak ortaya çıkarlar. Bedende de hareket eden bu enerji kontrol edilebildiğinde bütün bedensel ve zihinsel aktiviteler de kontrol edilebilecektir. Pranayama teknikleriyle psişik enerji merkezleri olan çakralar arındırılır ve bedendeki kundalini enerjisi uyandırılarak üst çakralara yönlendirilir. Kundalini enerjisi yükselip tepe çakraya ulaştığında farklı bir bilinç düzeyine geçilir ve aydınlanma gerçekleşir.

Hatha yogada bahsedilen son aşama ise mudralar ve bandhalardır. Mudra belirli bir bilinç, duygu ya da tutum halini gösteren el, kol hareketleridir. Bandhalar ise bedendeki prana akışını kontrol etmeye yarayan enerji kilitleridir. Tarih boyunca yogiler mudraları ve bandhaları düşünce süreçlerini, zihin ve duygu hallerini değiştirmek için kullanmışlardır. Zihni odaklamaya yarayan, farkındalığı yükselten, kundalini enerjisini uyandıran ve hatta psişik yetenekleri harekete geçirebilen mudralar vardır. Bunların aynı zamanda beden üzerinde önemli etkileri vardır. Sinir sistemini ve endokrin sistemini dengelerler. Sempatik ve parasempatik sinir sistemi uyarımlarını düzenlerler. Asana ve pranayama pratiği iyice oturtulduktan sonra uygulanması tavsiye edilen mudra ve bandhalar hiçbir bilinçli çaba sarfetmeden doğal, derin bir meditasyon hali uyandırırlar.

Kısaca hatha yoga beden arındırılması, beden zihin ilişkisinin kuvvetlendirilmesi ve pranik tekniklerin öğrenilmesi üzerine odaklanan bir yoga türüdür. Beden ve zihin dengeye geldiğinde kişi yüksek bilinç hallerine geçmeye hazır olacaktır. Bugün dünyadaki yoga merkezlerinin çoğunda hatha yoga temelli yoga dersleri uygulanmaktadır. Zaman içerisinde bazı yoga eğitmenleri yoga duruşlarında bazı değişiklikler yaparak, sürelerini, sıralamalarını, hızlarını değiştirerek kendi isimleriyle anılan yoga türleri oluşturmuşlardır. Ashtanga ve hatha yoga yoga felsefesinin temelindeki öğretilerdir.

3 Aralık 2011 Cumartesi

Ngiyabonga Zulu Land




I took a trip two weeks ago to Zulu land in South Africa. It all started weeks ago before I left. I felt what was about to take place with my whole body and it scared me. I accepted my fear and kept going because my excitement, my dedication to change was way bigger than the fear itself. I knew that I would change. I knew that I would do my best to change and I changed. I am not the same person who took that trip two weeks ago. I returned back home as a different woman and I know that things will never be the same. It feels like there's more vivid sparkles coming my way from the universe and I love it!

I am in love! I am in love with that beautiful African landscape , those magnificent Drakensberg mountains which embraced me and supported me throughout my journey. I am in love with those 47 incredible souls who are as committed as me to take a leap into their new realities, people who became family to me. I know that they will always be there with me while universe is revealing all its mysteries and we will walk together with joy and laughter.

This is a tribute to those who held me when I needed most. I love you all and I am grateful for your presence. Ngiyabonga - Thank you.

15 Kasım 2011 Salı

Midemdeki kelebekler ve Hanuman

Birkac gundur midemde kelebekler ucusuyor. Uykularim duzensiz. Disardan gelen sesleri duymayacak kadar derin, ama butun bedenimi hissedebildigim, sanki uyanikmisim ve herseyin farkindaymisim hissi veren iki arada bir derede yorucu uykular. Sabah uyandigimda bir anda geliveren bir tedirginlik, sonrasinda o tedirginlikten eser birakmayan heyecan firtinasi. Gun boyu midemde ucusan kelebekler. Butun bunlarin sebebi iki gun sonra cikacagim seyahat.

Bu hisler o kadar tanidik ama aslinda o kadar yeni ki. Hayatimda ne zaman onemli bir adim atacak olsam, ne zaman ben henuz farkinda olmasam da buyuk bir degisimin esiginde olsam bu hisler beliriveriyor. Biliyorum ki birseyler degisecek, ben degisecegim. Yine ayni yerdeyim. Yine degisim kokusu var havada, yine degisimin endiseyle karisik coskusu, heyecani. Cok yeni cunku bu sefer farkli. Neden farkli bilmiyorum, onemi de yok zaten ama bu sefer farkli. Yeni bir toprakta cikacagim bu yolculuktan sanki bambaska bir insan olarak donecegim. Butun hucrelerimde hissediyorum bunu.

Hanuman'in hikayesi geliyor aklima. Lord Vishnu'nun insanlara yardim etmek icin geldigi enkarnasyonlarindan biri olan Rama'nin sevgilisi, esi Sita'yi kacirirlar. Hanuman Rama'ya yardim etmek ister. Sita'yi kurtarmak icin Sri Lanka'ya gitmeye karar verir. Rama'ya adanmisliginin verdigi kuvvetle guney Hindistan'dan Sri Lanka'ya kocaman bir adim atar. Bedeni buyur, bacaklari uzar ve kocaman acilir. Tek sicrayista kendini Sri Lanka'da bulur. Ben de sanki ayni yerdeyim. Kendime yardim etmek icin kocaman bir adim atmam gerekiyor. Degisime adanmisligim bu sicrayisi gerceklestirmeme yardim edecek. Guney Afrika'da bambaska bir gerceklige sicrayip, bambaska bir farkindalikla donecegim. Midemdeki kelebeklerin baska aciklamasi olamaz ;)

9 Kasım 2011 Çarşamba

Kabul ediyorum



Ikiye bolunmus bir hayat yasiyoruz. Kafamizin icinde iki sinifli cok kati bir kast sistemi var. Duygusal, dusunsel bir kast sistemi bu. Bir kasttan digerine gecisin olmadigi, kastlardan birinden ne pahasina olursa olsun kactigimiz bir sistem. Hayattaki her duyguyu, kisiyi, olayi, nesneyi bu siniflardan birine yerlestiriyoruz. Hayati bu sinif sisteminden goruyoruz. Iyi, kotu; cirkin, guzel; sikici, egenceli; zengin, fakir; olumlu, olumsuz. Yasadikca olusturuyoruz siniflarimizi, deneyimledikce uzmanlasiyoruz sinif ayriminda, bazen de ogretiyorlar bize nasil ayirmamiz gerektigini. Her ayrim yaptigimizda o kast sistemini besleyip buyutuyoruz ellerimizle. Siniflardan birine sevdaliyiz ya, istemedigimiz birseyle karsilastigimizda uzuluyoruz.

Olani oldugu gibi kabul etme dersindeyim nicedir. Hayatta iyi ya da kotu diye birseyin olmadigini, sadece olanin oldugunu, bu dualiteyi yaratanin sadece ve sadece ben oldugumun farkindayim. Ondandir etiketlerden uzak durma telasim.

Hic dikkat ettiniz mi verdiginiz tepkilere? Bazen yolda hizli hizli yururken onunuze biri gecer. Siz onu sagdan gecmek istersiniz o saga atar adimlarini, soldan gecmek istersiniz bu sefer sola atar. Sizin farkinizda degildir ama sizi deli eder. Aceleniz vardir ya oflaya puflaya gecersiniz yanindan icinizden soylenerek. Oysa aceleniz olmadan yavas yuruseniz sinirlenmeyecektiniz. Bazen birisi bagirir size olmadik bir yerde; eger keyfiniz yerindeyse "bir sorunu var herhalde" deyip ustunde durmadan yolunuza devam edersiniz. Eger sizin de tadiniz yoksa siz de sinirlenip cevap verirsiniz. Cok sevdiginiz biriyle, gule oynaya yediginiz yemek "sikici" bir is yemeginden her zaman daha lezzetlidir cunku bizim algilarimizdir disardan gelenlere o degeri atfeden. Bizim onyargilarimiz, beklentilerimiz bizi uzen, sevindiren. Sinirlenmemizin sebebi kirmizi isikta gecen degil, bizim o davranisi kabul edemeyisimiz. Budur sebebi kose bucak kacisimizin bizi mutsuz eden seylerden. Hindistan'da gordugum cocuklari hatirliyorum. Batili arkadaslarimin ustlerine sicramasindan korktuklari suyun icinde gulerek oynayan cocuklari. Asla bizim sahip oldugumuz ipodlara, adidas ayakkabilara sahip olamayacak ama zaten onlara ihtiyaci olmayan cocuklari. Ne de mutlulardi. Onlara bakip onlara aciyanlara inat kendilerine acimayan, ellerindekiyle mutlu cocuklar. Hayati ayirmadan tek penceren goren cocuklar. Kabul eden cocuklar.

Kabul etmek lazim geleni. Varolusta iyi ya da kotu yok, sadece olan var. Bu nedenle biz de kabul etmeliyiz ayni tarafsizlikla "basariyi" da "basarisizligi" da. Yogada adim adim yururken, kendimi buyuturken bu en buyuk dersim, en cok ikmale kaldigim, en cok calistigim. Onume gelenle, elimden alinana ayni kayitsizlikla bakabilmek. Kapima gelen dosta kollarimi coskuyla acip, gitmek istediginde yine ayni coskuyla onu yolcu etmek; dersime bir gun 10 kisi gelirken diger gun 2 kisi geldiginde ayni frekansta kalip ders verebilmek; 5 yildizli luks otelde de 1 dolarlik orumcek agli otelde de ayni heyecanla kalabilmek. Birseyin varligina da yokluguna ayni mesafeden bakip, bagimliliklardan kurtarmak kendini. En zor yoga duruslarini yapmak degil yoga; kabul etmek. Bir sabah uyanip gozumuzun onundeki sis perdesini aralayip tek pencereden bakmak. O sabaha kadar uzulmek de var, aglamak da, sevinmek de, kahkaha da. Bu da yolun bir parcasi, kabul ediyorum. Tekrar bir cocuk safligina donup dunyani tek pencereden gormek istiyorum.

17 Ekim 2011 Pazartesi

Ashtanga Yoga


Yogaya olan ilgi dünyada ve Türkiye'de her geçen gün artıyor. Büyük şehirlerde açılan yoga merkezlerine yenileri eklenirken yoga akımı daha küçük şehirlere de nüfuz etmeye başlıyor. Öyle ki artık Diyanet İşleri Başkanlığı bile konu hakkında yorum yapma gereği duyuyor. Peki yoga Diyanet İşleri'nin bizi uyardığı gibi bir misyoner faaliyet mi yoksa bütün dünyayı peşinden sürüklemesinde başka bir hikmet mi var? Hadi gelin yogaya biraz daha yakından bakalım. Kuşkusuz hakkında binlerce sayfalık eserler yazılmış bir felsefeyi iki sayfada özetlemek mümkün değil. O nedenle biz şimdilik sadece yoganın doğuşu ve ashtanga yoga hakkında konuşalım.

Yoga Hindistan'da doğmuş çok eski bir uygulamadır. Orijinali sanskritçe olan kelimenin türkçe karşılığı birlik demek; bedenle ruhun, nefesle hareketlerin, bilinçle süper bilincin, ruhla yaratıcının birleşmesi. Tarihinin ne kadar eskiye dayandığı bilinmemekle beraber ilk defa Veda metinlerinde teknik bir terim olarak karşımıza çıkar. Hindistan'da yapılan arkeolojik kazılarda bulunan M.Ö. 3000'li yıllara ait eserlerin bazılarında yoga duruşlarında tanrısal kişileri gösteren taş mühürlere rastlanmıştır. Yani tarihi kesin olarak bilinmese de en az 5000 senelik bir bilgi olduğunu söylemek abartmak olmayacaktır.

Patanjali adlı bir bilge M.S. 2. yüzyılda Yoga Sutraları yazmış ve yogaya dair en kapsamlı ilk yazılı eseri ortaya çıkarmıştır. 195 tane ayrı sutradan oluşan eser sekiz kollu ashtanga yoga'nın temelini oluşturmuştur. Amaç yoga uygulayıcısının (yoginin) bu sekiz adımı takip ederek aydınlanmaya ulaşmasıdır. Adımlardan ilki sosyal disiplini anlatan yama. Yama; ahimsa (şiddetsizllik), satya (doğruluk), asteya (çalmama), brahmacharya (namusluluk) ve aparigraha (arzulardan arınma) prensiplerini kapsar. Yani Patanjali der ki ilk kolda; kendin de dahil olmak üzere hiçbir canlıya karşı ne fiziksel, ne sözel ne de zihinsel şiddet uygulama. Her zaman dürüst ol, yalan söyleme, başkasına ait olan bir şeyi alma, cinsel arzularına gem vur, anlamlı ilişkiler yaşa ve arzularının esiri olma, aç gözlü bir şekilde ihtiyacından daha fazlasına sahip olmaya çalışma. İkinci kol olan niyama ise içsel disiplini anlatır. Der ki zihnini, bedenini ve ruhunu temiz tut (shoucha), sahip oldukların için şükret ve daima memnuniyet göster (santosha), tutumlu ol (tapas), kendi entellektüel, duygusal ve egosal süreçlerini incele, öğren (swadhyaya) ve kendini Tanrı'ya ada, Tanrı'ya teslim ol (ishwara pranidhana).

Üçüncü kol ise asanalar yani yoga duruşları. Bütün sutralar içinde kendisinden en az söz edilen kısım. Çevrenizde "yoga yapıyorum, yogaya gidiyorum" diyen birileri varsa bahsettikleri bu işte. Doğu felsefelerinde gördüğümüz fiziksel bedenimizin dışında bir de enerji bedenimiz olduğuna inanılır. Damarlarımızda kanın aktığı gibi enerji bedenimizde de enerjinin aktığı kanallar vardır ve bu kanallar çakra adını verdiğimiz merkezlerde toplanıp bedene tekrar dağılırlar. Asanalar da bu enerji kanallarını temizler, çakraları kuvvetlendirir. İşin tabi bir de modern tıbbın ölçebildiği kısmı var. Batıda hemen hemen her gün farklı doktorlar tarafından yazılmış yoganın sağlığa faydalarını anlatan yeni kitaplar çıkıyor. Ciddi tıp fakülteleri yoganın tedavi edici özelliğini kanıtlayan deneyler yapıyorlar. Birçok doktor omurga problemleri, hormonal sorunlar, adet düzensizlikleri, kas ve eklem rahatsızlıkları, artirit, fibromiyalji ve hatta kanser gibi birçok rahatsızlık için yogayı öneriyorlar. Doktor olmasak da konuyla ilgili yapılan birçok araştırmaya bir göz atmak, yogaya başladıktan sonra genel sağlık halleri düzelmiş kişilerle konuşmak bile yoganın dönüştürücü, yenileyici etkisini görmek için yeterli olacaktır.

Dördüncü kol ise yogilere nefes kontrolünü öğreten pranayama. Pranayama yoginin farkındalığını dış dünyadan kendi özüne, bedenden zihne doğru kaydırıyor. Yama ve niyamalar dünyadaki eylemler üzerine yoğunlaşıp, sevgiyi ve dünyaya hizmet etmeyi öğretirken, asanalar fiziksel bedeni kuvvetlendirip onu onurlandırmaya odaklanırken pranayama yogiye nefesle beraber iç huzuru yakalamayı öğretiyor. Yukarda bahsettiğimiz enerji kanallarını besleyip zenginleştiriyor.

Beşinci basamak olan pratyahara duyuları dış dünyadan içeriye yönlendirmeyi öğretiyor. Kişi gördüğü, duyduğu, kokladığı, dokunduğu, tattığı uyaranlardan uzaklaşıp arzu nesnelerinin kendisi üzerindeki gücünden bağımsızlaşıp kendi eylem ve düşünceleri üzerinde kontrol geliştiriyor. Yogi etrafında olup biten herşeyden haberdar ama onlardan etkilenmeden durmayı öğreniyor ki bu da daha derin bilinç düzeylerinde çalışma yapmasına olanak sağlıyor.

Altıncı ve yedinci basamaklar olan dhrana ve dhyana ise duyularını kontrol altına almayı başarmış bir yoginin odağını tek bir nesne üzerine getirerek ondan başka birşey düşünmeden zihnini kontrol altına almasından bahsediyor. Öyle ki bir süre sonra yogi evrensel bilinçle bağlantıya geçip derin bir gevşeme, genişleme ve sükunet hissi yaşıyor. Fiziksel, zihinsel ve duygusal bütün bağlardan uzaklaşıp, bütün herşeyin birbiriyle bağlantılı olduğunun hissedildiği, acıya ve neşeye karşı aynı kayıtsızlığın taşındığı tam mutluluk hali yakalanıyor. Bu da zaten son adım olan samadhiye götürüyor yogiyi. Yoginin evrenle bir olduğu muhteşem denge hali, aydınlanma.

Yoga bir din değil, bir felsefedir. Hinduizm’de varolan yeniden doğuş, karma gibi kavramları içerse de Hindulara özel değil, her dinden herkesin uygulayabileceği dönüştürücü bir felsefedir. Herkes yogada kendine ait bir şeyler bulabilir ve düzenli uygulandığında yoga herkes için sihrini konuşturacak ve uygulayıcıların hayat kalitesini artıracaktır.

2 Ekim 2011 Pazar

O Savasana, al beni gotur buralardan

Bu sabah Hari Om Yoga'da sevgili Uma'nin dersine girdik. Uzun bir aradan sonra ilk defa baska bir egitmenin dersine girebildim. Ders cok guzeldi, ekinoks nedeniyle uzun uzun surya namaskar (gunese selam) yaptik. Dersin devami da surya namaskar sarhosluguyla devam etti. Bayiliyorum bu yoga kafasina. Dar bir tunelden gecip buyulu bir dunyaya adim atan Alice gibi hissediyorum kendimi. Gordugum, dokundugum hersey sihirli. Varolusumuzun, ruhun sihri.

Dersin sonundaki savasana ve derin gevseme muhtesemdi. Once odayi dolduran herkesin olusturdugu kollektif enerji tarafindan sarilip sarmalanmanin yarattigi guven hissi geldi. Herkesin ayak parmaklarindan baslayarak adim adim gevsemesi. Butun haftanin yorgunlugunun bedeni terketmesi ve tuy gibi hafif olma hissi. Sanki ufak bir esintide havalanip ucacakmisiz gibi. Sonrasinda ruhun bedeni terkedip baska diyarlara yelken acmasi. Gelecekten gelen goruntuler ya da belki baska bir hayattan, paralel evrenden. Zaman lineer degilken, ayni anda farkli gerceklikler mumkunken gordugumun nereye ait oldugunu bilemiyorum. Zaten bir onemi de yok. Onemli olan gozlerimden yanagima dogru akan birkac damla yas. Sonsuz ve kosulsuz bir sevgi patlamasi. Bu deneyim icin sukretme hali. Bugun burda oldugum, bunlari deneyimledigim icin sukretme. Hayatin ta kendisine duydugum ask.

Sanki ben uzandim, gozlerimi kapadim ve birisi burnuma peri tozu ufledi. Hersey o kadar guzel, parlak ve huzur doluydu. Gozlerimi actigimda gordugum dunya kapadigimdakiyle ayni degildi. Ben gozlerimi kapadigimdaki ben degildim. Bu deneyim icin sukrediyorum.

Om shanti shanti shantiiiii