Dünyanın en güzel şehri belki İstanbul ama yaşamasını bilene. Güneşli bir bahar sabahı boğazda kahvaltı yapmanın keyfi belki de hiçbirşeyde yok. Haftasonları Asmalımescit'te dostlarla rakı içmenin coşkusu belki bir başka yerde yaşanmıyor. Köprüden geçerken her iki kıtanın arasında havada olup ışıl ışıl eski, yeni yapıları izlemek bile insanı heyecanlandırıyor.
Bu güzelliğin bedeli de büyük maalesef. Çok çalışıyoruz hepimiz masraflarımızı çıkarmak için. Saatlerimiz trafikte geçiyor. Sürekli bir yerden bir yere yetişme telaşındayız. Hafta içleri geç saatlere kadar çalışıp haftasonuna herşeyi sığdırmaya çalışıyoruz. Bir süre sonra ağır bir yorgunluk çökünce üzerimize anlıyoruz nasıl bir koşturmacanın içerisinde olduğumuzu.
Sırt ve bel ağrılarımız başlıyor, bazen o ağrılar kollara vuruyor, bazılarımız daimi baş ağrılarından muzdaripler, kimisi bitmek bilmeyen cilt sorunlarıyla uğraşıyor. "Kendime ayıracak vaktim yok" diye ortada gezinen insanların mekanı koca bir şehir.
Neden kendimize vakit ayırmıyoruz, neden kendimizi ödüllendirmiyoruz? Hani o çalıştığımız işler sadece para kazanmak için yaptığımız şeylerdi, ne zaman bizim önümüze geçtiler? Ne zaman durup soluklanmayı düşünüyoruz, hastalanınca mı zoraki uzanıp uyuyacağız?
Artık koşmasak, istediğimiz hızda ilerlesek, bütün programları 2 günde yetiştirmeye çalışmasak, hayatımız işimizden ibaretmiş gibi davramayı bıraksak ta kendimizin kıymetini bilsek? Biraz dinlensek, yavaş yavaş aksak hayatla beraber yarışmadan, ruhumuzun ve bedenimizin kıymetini bilsek. Güzel olmaz mıydı? Yeniden doğmak istemez misiniz?
16 Mart 2010 Salı
2 Mart 2010 Salı
İçimizden Gelen Değişim

Sürekli hayatımızı değiştirmekten bahsediyoruz. İşimizi, arabamızı, evimizi, belki yaşadığımız şehri, ülkeyi, bazen sevgilimizi, kıyafetlerimizi, mutfağımızı, kimi zaman da arkadaşlarımızı. Mutlu olmak için kendimize şartlar koyuyoruz; bir sevgilim olursa benden mutlusu yok, daha çok kazanacağım bir işe geçersem bütün sorunlarım ortadan kalkacak, birkaç kilo versem kendimi çok iyi hissedeceğim, bu ülkeden çok sıkıldım, yeni bir yere taşınırsam hayatım bambaşka olacak. Evet tebdil-i mekanda ferahlık vardır ama kendinizi de gittiğiniz yere götürdüğünüz müddetçe gittiğiniz yer geldiğiniz yere benzeyecek.
Hiç durmadan cevapları dışarda arıyoruz. Etrafımızı değiştirirsek mutlu olacağımızı sanırken asıl değişimin içerden gelmesi gerektiğini unutuyoruz. Yeni başlangıçlar için kapı kapı dolaşıyoruz, oysa ki çalmamız gereken tek kapı kendi kapımız. Yıllar yılı biriktirdiklerimiz heybemizi bu kadar ağırlaştırmışken nasıl istediğimiz hafif yolculuğu yapabiliriz ki...
Önce kendi katmanlarımıza inelim birer birer; önce kendi yaralarımızı saralım, affedelim geçmişi, önce kendi enerjimizi dönüştürelim. Ondan sonra zaten içinde bulunduğumuz gerçeklik ister istemez değişecek. Bir bakalım bizi ayaklarımızdan tutan, ileri adım atmamızı engelleyen ne. Bunların cevabını kimse veremez size, bütün cevaplar zaten sizde. Sadece kendinizi dinlemeyi öğrenmeniz gerekiyor.
Hayatınızda küçük değişiklikler yapmaya başlayın. Yatağın her zaman kalktığınız tarafından değil de diğer tarafından kalkın, hiç gitmediğiniz cafelerde yemek yiyin, yeni insanlarla tanışın ve kendinizi dinleyin. Bol bol gülün, değişim acılı olmak zorunda değil. Keyfinize bakın, kendinizi şımartın. Haketmediğinizi düşündüğünüz, kendiniz için asla yapmayacağınız bir harcamayı yapın ve keyfini çıkartın. Kendinizi ödüllendirin, hayatınızın odağına neşeyi koyun. O zaman işte herşey değişmeye başlayacak, hem de tam istediğiniz gibi. Sizi siz yaptığını düşündüğünüz dramlarınızı serbest bırakıp, her zaman istediğiniz hayatı yaratmak çok kolay, yeter ki isteyin. Bu cesur adımı atmaya hazır mısınız?
22 Şubat 2010 Pazartesi
Bundan başka bir dünya daha var

Ne kadar zor geliyor bazen yaşamak değil mi? Her sabah uyanmak, trafiği aşıp işe gitmek, orda binbir sorunla uğraşmak, sonra yine aynı trafikte eve dönmek, akşam televizyon izleyip ertesi gün aynı şeyleri yaşamak için uyumak. Bazen arkadaşlarla buluşup bir yerlerde birşeyler içmek, belki bir filme gitmek, şanslıysanız temiz havada spor yapmak, ama aslında hep aynı günü, aynı duyguları yaşamak. Anlaşılmadığınızı, yeterince iyi olmadığınızı düşünmek, sevilmemekten, onaylanmamaktan korkmak. Derinlerde bir yerlerde hayatın bundan çok daha fazlası olduğunu bilerek aynı döngüde ilerlemek.
Bazen herşeyi çok fazla ciddiye aldığınızı düşünmüyor musunuz? Hatalarınızı, başkalarının hatalarını, küçük krizleri, sınavları. Aslında hepimiz öğrenmek, gelişmek için burdayız. Neden günlerimizi neşeyle geçirmek yerine öfke ve hüzünle geçiriyoruz. Neden sahip olduklarımıza şükretmek yerine eksiklerimizi sayıyoruz her zaman. Bırakalım hayat kendi bildiği gibi aksın, bize sunacaklarını sunsun. İçinden istediğimizi alıp, istemediğimizi bırakalım.
O içimizdeki sesi dinleyip, o bizi çağıran yere daha fazla gidelim. Hani herşeyin sustuğu, renklerin daha parlak olduğu, yere bizi bağlayan bir ağırlığın olmadığı, uçuşurcasına hareket ettiğimiz ve hatta uçtuğumuz, genişlediğimiz, ruhumuza en yakın olduğumuz ve herşeyle bir olduğumuzu hissettiğimiz o tarifi mümkün olmayan yere...
Meditasyon yapın, zihninizi sessizleştirmeyi öğrenin, yoga yapın ki ruh ve bedenleriniz bir olsun, masaj yaptırın ki bütün sesler sussun, kendi içinize dönün, zihniniz berraklaşsın, bedeninizdeki bütün stres gitsin, ruhsal ve bedensel şifaya izin verin. Masajda o yere ne kadar yaklaştığınızı farkettiniz mi, masaj masasında bedeninizi bırakıp bambaşka yerlere seyahat ettiğinizi hissettiniz mi? Bütün bunlar size çok yabancıysa ne kaçırdığınızı bilmiyorsunuz. Öğrenmek ister misiniz?
Bazen herşeyi çok fazla ciddiye aldığınızı düşünmüyor musunuz? Hatalarınızı, başkalarının hatalarını, küçük krizleri, sınavları. Aslında hepimiz öğrenmek, gelişmek için burdayız. Neden günlerimizi neşeyle geçirmek yerine öfke ve hüzünle geçiriyoruz. Neden sahip olduklarımıza şükretmek yerine eksiklerimizi sayıyoruz her zaman. Bırakalım hayat kendi bildiği gibi aksın, bize sunacaklarını sunsun. İçinden istediğimizi alıp, istemediğimizi bırakalım.
O içimizdeki sesi dinleyip, o bizi çağıran yere daha fazla gidelim. Hani herşeyin sustuğu, renklerin daha parlak olduğu, yere bizi bağlayan bir ağırlığın olmadığı, uçuşurcasına hareket ettiğimiz ve hatta uçtuğumuz, genişlediğimiz, ruhumuza en yakın olduğumuz ve herşeyle bir olduğumuzu hissettiğimiz o tarifi mümkün olmayan yere...
Meditasyon yapın, zihninizi sessizleştirmeyi öğrenin, yoga yapın ki ruh ve bedenleriniz bir olsun, masaj yaptırın ki bütün sesler sussun, kendi içinize dönün, zihniniz berraklaşsın, bedeninizdeki bütün stres gitsin, ruhsal ve bedensel şifaya izin verin. Masajda o yere ne kadar yaklaştığınızı farkettiniz mi, masaj masasında bedeninizi bırakıp bambaşka yerlere seyahat ettiğinizi hissettiniz mi? Bütün bunlar size çok yabancıysa ne kaçırdığınızı bilmiyorsunuz. Öğrenmek ister misiniz?
10 Şubat 2010 Çarşamba
Depresyon ve bel ağrısı

Bel ağrısı hemen hemen herkesin hayatının bir döneminde farklı yoğunluklarda yaşadığı bir rahatsızlık. Bu ağrıların bir kısmı ciddi hastalıklarla bağlantılı, büyük bir kısmıysa değil, ama hepsi de aynı derecede rahatsızlık verici. Hatta sürekli bel ağrısı çeken hastalarda depresyon belirtileri ortaya çıkmaya başlıyor. Bel ağrısı doğumsal kusurlar, aşırı zorlanmalar ve travmalar, şişmanlık, gebelik, bacak uzunluğu farkları, omurga dejenerasyonu, romatizmal hastalıklar, postür bozuklukları ya da günlük yaşamımızdaki aktivitelerden kaynaklanabilir. Vücudu destekleme, koruma ve çeşitli yükleri absorbe etme görevleri olan omurga sayesinde insan iki ayağı üzerinde durabilen ve hareket edebilen bir canlı.
Uzak doğu felsefelerinde her canlının bir enerji bedeni olduğu ve bu enerji bedeninin fiziksel bedenle içiçe olduğu kabul edilir. Vücutta dolaşan enerjinin ana yolu da omurganın üzerinden geçmektedir. Dişil enerji Kundalini enerjisinin uyuduğu yer sakrumdur. Meditasyonlar vasıtasıyla kundalini enerjisi uyandırılır ve omurgayı izleyerek sakrumdan başın tepe noktasına doğru ilerler. Tepe çakraya ulaşan kundalini enerjisinin aydınlanmayı sağladığı söylenir.
Bu kadar önemli bir mekanizmanın içinde bulunduğumuz duygu halinden ve psikolojik durumdan etkilenmemesi mümkün değil. Morali bozuk birinin duruşu anında değişir, omuzları düşer, boynu bükülür. Yaşadığımız duygusal travmaların omurga üzerindeki etkileri fiziksel travmalar kadar çok.
Depresyon hastalarının bir çoğunda farklı ölçülerde bel ve boyun ağrıları gözlenmiştir. Yani bel ağrısının depresyona sebebiyet verebildiği gibi depresyon da bel ağrısına sebebiyet verebiliyor. Bazı araştırmalar depresyon hastalarının ciddi bel ve boyun ağrılarına maruz kalma risklerinin diğer insanlara göre 4 kat fazla olduğunu gösteriyor. Omurga rahatsızlıklarınız duygusal travmalarınızın çözülmesiyle beraber hafifleyecektir. Buna paralel olarak o ağrıları tetikleyen duygusal sebep ortadan kalkmadıkça ağrı dönüp dolaşıp sizi yeniden bulacaktır.
İşte bu nedenle sizi gevşeten, kendinizi dinlemenizi sağlayan ve bütün sistemlerinizi düzenleyen masaj, yoga gibi yöntemler omurga sağlığınız açısından çok önemlidir.
28 Ocak 2010 Perşembe
Derin Doku Masajı

Derin doku masajı kas dokusunun daha derin katmanları üzerinde çalışılan bir masaj tekniğidir. Kasılmış bölgedeki kas lifleri, tendon ve fasyalar üzerine uygulanan yavaş sıvazlama, ovma hareketleri ve derin parmak baskılarıyla kronik ağrıların serbest bırakılmasını amaçlar.
Derin doku masajında bazı spesifik bölgelerde daha derin çalışılır. Derin manipülasyonlar uygulandığından masaj ya da sonrasında kişinin vücudunda hafif bir kırıklık, sızı hissetmesi normaldir. Bu sızılar genelde masajı takip eden birkaç günde geçer. Masajdan sonra bu ağrıların şiddetli hissedilmesi durumunda ağrıyan bölgelere buz uygulanabilir.
Vücutta stres biriktiği zaman kaslara oksijen ve besinler gitmemeye başlar. Bunun sonucunda da kas dokularında toksinler birikir. Derin doku masajı kas dokularının gevşemesini, toksinlerin kaslardan uzaklaştırılmasını, kan ve oksijenin düzgün bir şekilde dolaşmasını sağlar. Yoğun miktarda toksin salınıverildiğinden derin doku masajından sonra bol bol su içilmesi gerekir ki bu toksinler vücuttan daha kolay uzaklaştırılabilsin.
Derin doku masajında bazı spesifik bölgelerde daha derin çalışılır. Derin manipülasyonlar uygulandığından masaj ya da sonrasında kişinin vücudunda hafif bir kırıklık, sızı hissetmesi normaldir. Bu sızılar genelde masajı takip eden birkaç günde geçer. Masajdan sonra bu ağrıların şiddetli hissedilmesi durumunda ağrıyan bölgelere buz uygulanabilir.
Vücutta stres biriktiği zaman kaslara oksijen ve besinler gitmemeye başlar. Bunun sonucunda da kas dokularında toksinler birikir. Derin doku masajı kas dokularının gevşemesini, toksinlerin kaslardan uzaklaştırılmasını, kan ve oksijenin düzgün bir şekilde dolaşmasını sağlar. Yoğun miktarda toksin salınıverildiğinden derin doku masajından sonra bol bol su içilmesi gerekir ki bu toksinler vücuttan daha kolay uzaklaştırılabilsin.
- Kronik ağrılarda;
- Hareket kısıtlılıklarında;
- Whiplash, düşme, spor sakatlanmaları gibi durumlarda;
- Tekrarlayan burkulmalarda;
- Postürel problemlerde;
- Osteoartirit ağrılarında;
- Fibromayaljide;
- Kas gerilmeleri ve spazmlarında derin doku masajı çok faydalıdır.
16 Aralık 2009 Çarşamba
Fibrozit / Fibromiyalji ve Masaj
Hani özellikle boynumuzun altında, scapulalarımızın (kürek kemiği) iç kısmına doğru sertleşmiş, dokunulduğunda acıyan, her yakaladığımız arkadaşımıza ovdurduğumuz, omzumuzu hareket ettirdiğimizde katır, kutur sesler çıkaran kulunç dediğimiz şeyler var ya; işte onlara tıp dilinde fibrositis deniyor. Fibrositis vücudun fibröz bağ dokularının iltihabıdır. Genellikle boyun ve sırt bölgesinde ağrılarla karşımıza çıkar ama aslında kasın olduğu her yerde bulunabilir. İnsanın hayat kalitesini düşüren, sürekli bir ağrıyla yaşamasına sebep olan sevimsiz bir durumdur. Boyunda omurların etrafındaki kaslarda görüldüğünde migren tipi baş ağrılarına bile sebep olur. Maalesef fibrositis bir bölgeye yerleştiğinde ondan tamamen kurtulmak mümkün değildir. Sadece ağrıyı ortadan kaldırmak mümkündür ki zaten fibrositis de sebep olduğu ağrı dışında vücuda bir zarar vermez, sağlığı tehdit edici bir yönü yoktur. O ağrılı durumu tetiklememek için ya da o ağrıdan kurtulmak için kullanılabilecek en etkili yöntem masaj. Masajla o bölgenin kan dolaşımı artırılacak, lenf drenajinin artmasiyla toksinler vücuttan uzaklaştırılacak, o bölgedeki kaslar beslenecek, atık maddeler kastan uzaklaştırılacak ve kas daha sağlıklı hale gelecektir. Bu da ağrıların ortadan kalkmasını sağlayacaktır. Şunu unutmamakta fayda var; tek masaj seansı sizi sadece bir süre rahatlatır, ciddi fibrositis ağrıları çekiyorsanız düzenli olarak masaj yaptırmanız gerekiyor. Ayrıca terli kıyafetlerinizi hemen değiştirmeniz, rüzgarlı ortamlarda sorunlu bölgenizi korumanız ve ordaki kan dolaşımını artıracak sporlara başlamanız da kendiniz için yapabileceğiniz birkaç basit ama etkili şey.
Fibromiyaljiyse nedeni tam olarak bilinmeyen bütün vücutta ağrılara, kaslarda, tendonlarda hassasiyet ve tutukluğa sebep olan bir hastalık. Fibromiyalji hastalarının uykuları dinlendirici değildir, kaç saat uyurlarsa uyusunlar yorgun uyanırlar. Genelde depresyon, anksiyete ve bağırsak hareketlerinde rahatsızlık şikayetleri vardır. Sürekli vücutta yer değiştiren ağrı ciddi bir yanma hissi gibi de gösterebilir kendini. Eskiden fibromiyalji hakkında yeteri kadar bilgi yokken bu hastalık fibrositisle karıştırılmış, fakat incelemelerden sonra fibromiyalji hastalarının kaslarında iltihabi bir durum olmadığı anlaşılmış. Fibromiyalji bugün sağlık için ciddi bir tehditken fibrositis ağrıdan başka bir soruna sebebiyet vermeyen bir durum. Fibromiyaljinin tamamen tedavi edilmesi mümkün değil; fakat hasta alternatif terapi yöntemleriyle şikayetlerini minimuma indirebilir. Hastalar kaslardaki stresi düşürdükleri noktada daha rahat uyuyacaklardır. Bu nedenle fibromiyalji hastalarının düzenli olarak masaj almaları ve egzersiz yapmaları tavsiye edilir. Semptomların azalmasında hastanın ruh hali büyük önem taşır, hasta ne kadar az strese maruz kalırsa o kadar rahat eder.
Fibromiyalji hemen her yaştan kişilerde görülebilir ama 25 - 40 yaş arası kadınlarda daha sık görülmektedir. Fibromiyalji hastalarının bu hastalığı kabul edip hayatlarını one göre düzenlemeleri ve hayatlarında mutlaka masaja yer açmaları gerekir.
Belki bir hastalık değil ama hepimiz fibrositisten şikayet ediyoruz. Şikayet etmek yerine kendiniz için birşeyler yapmaya ne dersiniz? Kaliteli bir masajın çözemeyeceği bir durum olmadığını unutmayın :)
Fibromiyaljiyse nedeni tam olarak bilinmeyen bütün vücutta ağrılara, kaslarda, tendonlarda hassasiyet ve tutukluğa sebep olan bir hastalık. Fibromiyalji hastalarının uykuları dinlendirici değildir, kaç saat uyurlarsa uyusunlar yorgun uyanırlar. Genelde depresyon, anksiyete ve bağırsak hareketlerinde rahatsızlık şikayetleri vardır. Sürekli vücutta yer değiştiren ağrı ciddi bir yanma hissi gibi de gösterebilir kendini. Eskiden fibromiyalji hakkında yeteri kadar bilgi yokken bu hastalık fibrositisle karıştırılmış, fakat incelemelerden sonra fibromiyalji hastalarının kaslarında iltihabi bir durum olmadığı anlaşılmış. Fibromiyalji bugün sağlık için ciddi bir tehditken fibrositis ağrıdan başka bir soruna sebebiyet vermeyen bir durum. Fibromiyaljinin tamamen tedavi edilmesi mümkün değil; fakat hasta alternatif terapi yöntemleriyle şikayetlerini minimuma indirebilir. Hastalar kaslardaki stresi düşürdükleri noktada daha rahat uyuyacaklardır. Bu nedenle fibromiyalji hastalarının düzenli olarak masaj almaları ve egzersiz yapmaları tavsiye edilir. Semptomların azalmasında hastanın ruh hali büyük önem taşır, hasta ne kadar az strese maruz kalırsa o kadar rahat eder.
Fibromiyalji hemen her yaştan kişilerde görülebilir ama 25 - 40 yaş arası kadınlarda daha sık görülmektedir. Fibromiyalji hastalarının bu hastalığı kabul edip hayatlarını one göre düzenlemeleri ve hayatlarında mutlaka masaja yer açmaları gerekir.
Belki bir hastalık değil ama hepimiz fibrositisten şikayet ediyoruz. Şikayet etmek yerine kendiniz için birşeyler yapmaya ne dersiniz? Kaliteli bir masajın çözemeyeceği bir durum olmadığını unutmayın :)
8 Aralık 2009 Salı
Bedeninizi sevin
Mükemmel bir mekanizma vücudumuz. Sadece oturup televizyon izlerken bile milyonlarca küçük hücre çalışıyor bizim için aynı anda. Koltuktan kalkıp su içmeye mutfağa gitmek, kitap okumak, yemek yemek, dans etmek ya da gün içerisinde otomatik olarak yaptığımız bütün eylemler için içerde o birbirinden güzel milyonlarca hücrenin birbirleriyle uyum içerisinde hareket etmesine ihtiyacımız var.
Bu mükemmel işleyen mekanizmaya ne sıklıkta teşekkür ediyorsunuz? Bu birbirinden güzel hücrelere ne sıklıkta onları sevdiğinizi söylüyorsunuz? Yoksa onlar sadece hastalandığınızda mı aklınıza geliyor? Yoksa en sık tekrarladığınız cümleler "vücudumu sevmiyorum, kollarım kalın, göbeğim çok büyük, çok kilo aldım" mı? Yoksa siz de her fırsatta vücudunuzu nasıl değiştirebileceğinizi düşünenlerden misiniz? Oysa düşünceler hayatımıza şekil verdiği gibi bedenimize de şekil veriyor. Bütün hücreleriniz siz ne derseniz onu yapıyor, siz onlar hakkında ne düşünürseniz onu yaratıyor. O yüzden kilo vermeye kafamızı taktığımızda daha çok kilo alıyor, bir hastalıktan korktuğumuzda onu kendimize çekiyoruz.
Bedenlerinizi sevin, onlara tekrar tekrar teşekkür edin sizin için sarfettikleri bütün efor için. Her gece yatağa girdiğinizde o güzel hücrelerinize onları ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin ve o günü güzelce geçirmenizi sağladıkları için onlara şükranlarınızı sunun. Emin olun sadece bu küçük egzersizle bile kendinizi çok daha neşeli, mutlu hissedeceksiniz. Aynanın karşısına geçin ve ne kadar güzel olduğunuza bakın; kendinize ne kadar güzel olduğunuzu görmek için izin verin. Dergilerdeki, dizilerdeki insanlara benzemiyorsanız rönesans dönemi tablolarına bakın. Unutmayın güzellik bakanın gözündedir, önemli olan ne pahasına olursa olsun sıfır beden olmak değil, sağlıklı olmaktır. Bedeninizi şımartın; temiz havada yürüyüş yapın ki ciğerlerinize daha fazla oksijen alın, size uygun sporu bulun ve onu hayatınızın bir parçası haline getirin, güzel ılık banyolar hazırlayın kendinize, masaja gidin. Bedeninizi mutlu eden ne varsa onu yapın. Bedeniniz her an sizinle konuşuyor, onu dinleyin.
Unutmayın hücreleriniz mutlu olurlarsa sizi de mutlu ederler; gerçek sağlık ruhla beden uyum içinde olduğunda başlıyor. Biz sadece ruhtan ibaret değiliz, burda bedenlerimizle varız. O halde ruhunuza gösterdiğiniz özeni lütfen bedenlerinize de gösterin, hafiflediğinizi hissedeceksiniz :)
Bu mükemmel işleyen mekanizmaya ne sıklıkta teşekkür ediyorsunuz? Bu birbirinden güzel hücrelere ne sıklıkta onları sevdiğinizi söylüyorsunuz? Yoksa onlar sadece hastalandığınızda mı aklınıza geliyor? Yoksa en sık tekrarladığınız cümleler "vücudumu sevmiyorum, kollarım kalın, göbeğim çok büyük, çok kilo aldım" mı? Yoksa siz de her fırsatta vücudunuzu nasıl değiştirebileceğinizi düşünenlerden misiniz? Oysa düşünceler hayatımıza şekil verdiği gibi bedenimize de şekil veriyor. Bütün hücreleriniz siz ne derseniz onu yapıyor, siz onlar hakkında ne düşünürseniz onu yaratıyor. O yüzden kilo vermeye kafamızı taktığımızda daha çok kilo alıyor, bir hastalıktan korktuğumuzda onu kendimize çekiyoruz.
Bedenlerinizi sevin, onlara tekrar tekrar teşekkür edin sizin için sarfettikleri bütün efor için. Her gece yatağa girdiğinizde o güzel hücrelerinize onları ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin ve o günü güzelce geçirmenizi sağladıkları için onlara şükranlarınızı sunun. Emin olun sadece bu küçük egzersizle bile kendinizi çok daha neşeli, mutlu hissedeceksiniz. Aynanın karşısına geçin ve ne kadar güzel olduğunuza bakın; kendinize ne kadar güzel olduğunuzu görmek için izin verin. Dergilerdeki, dizilerdeki insanlara benzemiyorsanız rönesans dönemi tablolarına bakın. Unutmayın güzellik bakanın gözündedir, önemli olan ne pahasına olursa olsun sıfır beden olmak değil, sağlıklı olmaktır. Bedeninizi şımartın; temiz havada yürüyüş yapın ki ciğerlerinize daha fazla oksijen alın, size uygun sporu bulun ve onu hayatınızın bir parçası haline getirin, güzel ılık banyolar hazırlayın kendinize, masaja gidin. Bedeninizi mutlu eden ne varsa onu yapın. Bedeniniz her an sizinle konuşuyor, onu dinleyin.
Unutmayın hücreleriniz mutlu olurlarsa sizi de mutlu ederler; gerçek sağlık ruhla beden uyum içinde olduğunda başlıyor. Biz sadece ruhtan ibaret değiliz, burda bedenlerimizle varız. O halde ruhunuza gösterdiğiniz özeni lütfen bedenlerinize de gösterin, hafiflediğinizi hissedeceksiniz :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)