10 Eylül 2011 Cumartesi

Underwater Yoga

Surrounded by all creatures of the sea, all I hear is my own breath. Stillness and an overwhelming sense of freedom. Total bliss.



25 Ağustos 2011 Perşembe

Egom ve ben elele



Gecen hafta tatile ciktik dondugumuzden beri ustumuzden atamadigimiz yorgunluktan kurtulmak icin. Bunun icin de gidilebilecek en guzel yeri sectik, Hizir Kamp. Telefonlarin cekmedigi, televizyonun olmadigi, araba kullanmadigimiz, mis kokulu, temiz havali, her yaz kacip Istanbul'un hoyratca actigi yaralari sarsin diye kendimizi kollarina biraktigimiz uzaktaki evimiz Hizir Kamp.

Bu sefer sadece uc gun gecirebildik orada, ama o uc gun herhangi bir yerde gecirdigimiz uc haftaya bedeldi cunku Kaz Daglari'nda zaman duruyor. Ilik bir esinti esliginde yapilan sabah yogasi, dere kenarinda okunan kitaplar, suyun dibini gorebildigimiz, icilecek kadar berrak, uzerine yapraklar dusmus derede baliklarla beraber yuzmek, acik havada agaclarin altinda sevdicekle uyumak, gece gozlerini kaparken son ve sabah uyandiginda ilk gordugun seyin bir agac olmasi yine ne kadar sansli oldugumuzu ve yasamin ne kadar buyulu oldugunu gosterdi bir kez daha. Bir kez daha sukrettim burda aldigimiz her nefes icin.

Buz gibi derede agaclarin arasinda yuzerken seneler icinde ne kadar yol aldigimi dusundum. Hayatimi etkileyen en onemli olaylarin bir sekilde hep icinde olan bu ozel mekanda zihnim uctu gitti ve birbiri ardina gozumun onune gelen kareler ne kadar cok degistigimi gosterdi bana. Insanlik icin kucuk ama benim icin buyuk olan adimlar.

Herkesin digeri hakkinda bir fikri var. Digerini yeteri kadar tanimasa da onu icine oturtmaya calistigi bir kalip, ondan bekledigi belirli tepkiler var. Ornegin yoga dersleri verdigim, birkac workshop a katildigim icin benim aydinlanmis olmami bekliyorlar. Birseyin beni uzdugunu ya da ofkelendirdigini gorunce de aydinlanmadigimi farkedip hayalkirikligina ugradiklari gibi bana da "olmadigimi" ifade edecek laflar ediyorlar. Guluyorum, eski ben ofkelenirdi ama simdiki ben guluyor. Aydinlanmamis olabilirim ama sakinlestigim kesin :) Egomun hassas noktalarinin farkindayim, yillardir onu anlamak icin verdigim cabalar meyvelerini verdi. Artik kendisini cok iyi tanidigim icin nerde ciglik cigliga bagiracak bildigimden onu sakinlestirmenin, ehlilestirmenin yollarini buldum. Onu yok sayamam, o benim bir parcam. O yokmus gibi davrandigimda iyice kendini kaybedip zayif dustugum an saldiriyor bana. Ona sarilip, onun varligini kabul edip kendisine farkli birsey denemek istedigimi soyledigimde ciddiye alinan bir cocuk gibi sakinlesip susuyor bir kenarda. Sahi nedir herkesi bu kadar pesin fikirli olmaya iten? Aydinlanmak o kadar kolaydi madem neden hepimiz burdayiz? Samadhi ye ermek icin on senelik yoga deneyimi yeterli olsaydi Hindistan'in nufusu ciddi oranda duserdi. Neden iki ruhsal calismaya giden birinin hemen hayatindaki butun problemleri cozmesini bekliyoruz. Herkesin dolabinda sihirli bir degnek var da bir benimkinde mi yok? Spirituel piyango birilerine cikti da bize amorti mi kaldi?

Kendini degisime adamis birinin degismeme sansi yok. Sistem isteyen herkesin yardimina kosar. Degismek isteyen degisir. Bazisi sicrayarak daha az adimda ulasir gitmek istedigi yere, bazisi kaplumbaga adimlariyla yavas yavas. Bize dusmez yargilamak. Kimse kimseden ustun degil. Hep beraber ayni yerdeyiz, ayni havayi soluyoruz, ayni enerjiden etkileniyoruz. Birakalim artik birbirimizi elestirmeyi, yuruyelim kendi yolumuzda ve kendimize bakalim. Bir kere de karisimizdakinin pozitif yonlerine odaklanalim hep eksigi, yanlisi gormeye calismak yerine.

Degisiyorum, Haziran basindaki Labirent'te yakaladigim farkindalikla soyluyorum; icim rahat cunku elimden gelenin en iyisini yapiyorum ve biliyorum ki herkes de o an icin elinden gelenin en iyisini yapiyor. Bu sizin icin yeterli olmayabilir ama bu da sizin sorununuz, herkes kendi egosundan sorumlu;)

2 Ağustos 2011 Salı

Suyun altinda yoga


Bu haftasonu Bodrum'da dalistaydik. Mayis sonu Kas'ta brovemizi adiktan sonraki ilk dalisimizdi bu. Suyun altinda olmak, baliklarla beraber yuzmek, yeni seyler kesfetmek cok keyifliydi. Egitimden sonraki ilk dalisimiz oldugu ve yeni insanlarla daldigimiz icin biraz heyecanliydik gidis yolunda, teknede ekipmani kusanmaya basladigimiz an heyecan yerini coskuya birakti. Megersem sevdaliymisiz suyun altina. Suyun ustu degil altiymis olmak istedigimiz yer.

Yoga kalp atis ve nefes alma hizini yavaslattigi icin suyun altinda tuketilen hava miktari da azaliyor. Bu da suyun altinda daha fazla kalma sansi yarattigindan dalicilar icin onemli bir degisken. Biz de duzenli yoga yapiyor olmanin faydalarini gorduk. Hava kaynagimiz planlanandan cok daha uzun dayandigi icin suyun altinda hic planlamadigimiz bir aktivitenin icinde bulduk kendimizi; su alti yogasi. Bir yanda suyun icinde olmanin verdigi hafiflik hissi, bir yanda dalis ekipmanin yarattigi agirlik ve yine dengede kalma. Cesit cesit one egilmeden sonra bizi en cok zorlayan sey dhanurasana-yay hareketiydi. Sirtimizdaki ekipmana ragmen ayak bileklerini yakalayip sudaki akintiya gore saga sola salinmak cok ilginc bir deneyimdi. Suyun altinda konusmadan isaretlerle hareketleri tarif etmek ve puf noktalari gostermekse baska bir uzmanlik alaniymis. Bir sure sonra adapte olduk ve belimizdeki agirlik kemerini, sirtimizdaki tupu unutup yoganin donusturucu etkisine teslim ettik kendimizi.

20 dakikalik kisa seansimizin en can alici noktasiysa yarim lotusta suyun icinde suzulerek yaptigimiz meditasyondu. Asana pratigini takiben derslerde yaptigimiz derin gevsemelerde ya da evde kendi basimiza uyguladigimiz meditasyon seanslarinda yaratmaya calistigimiz ortamin icindeydik zaten. Sadece nefesimizin sesi, ve suyun icinde asili kalma hissi. Gozleri kapamaya da gerek yok cunku tek gordugumuz derin bir mavi ve arada sirada yanimizdan gecen merakli baliklar. Belki de hayatimda kendimi en cok ozgur hissettigim an oydu. Sadece ben ve deniz. Hicbirsey dusunmeden sadece nefes alip verdigim, zamansiz, mekansiz o "an"da asili kaldigim, bedenimden gectigim buyulu bir varolus hali. Kelime dagarcigimdaki hic bir kelimeyle, kavramla aciklayamayacagim hisler. Gozumu her kapadigimda beni tekrar icine alan ve hep orda oldugunu bildigim sukunet. Bu sabah evde ujjayi nefesi yaparken yine kendimi orda, denizin altinda buldum. Biliyorum ki denizin altinda gecirdigim o 20 dakikadan sonra asana ve pranayama pratigim de dalis maceram da sonsuza kadar degisti.

Yoganin hayatimin her alaninda bir yolunu bulup ortaya cikmasini cok seviyorum. Her gecen gun bunu daha iyi anliyorum; yoga hayatin ta kendisi, ne daha fazla ne daha eksik.

26 Temmuz 2011 Salı

Bir Istanbul kacamagi


Dun gece Nisantasi'ndaki dersim 21.30'a dogru bitti. Butun gunun yorgunlugunu benim de derse katilanlarla beraber uzerimden attigim guzel bir shavasanayla biten keyifli bir dersti. Kopruye girerken bir kez daha muhtesem Istanbul manzarasi buyuledi beni. Sehrin isiklari isil isil, kendi kosturmacasi icinde guzelliginden odun vermeyen Istanbul. Koprunun ustundeki tatli esintinin etkisiyle gozlerimi kapadim ve zaman zaman koprunun ustunden gecerken beni yakalayan ayni his yine cikiverdi ortaya; bu ruzgari alsam kanatlarimin altina ve ucsam suracikta. Dolmusun acik penceresinden suzulup bogazin ustunde geziniverdim kanatlarimla, Ortakoy'den Beylerbeyi'ne, bir kiyidan digerine. Denize degdi ayaklarim, sonra tekrar yukseldim. Istanbul'la kucuk bir kacamak kimseler gormeden, gecenin isiklarinin arasinda, kanatlarimin altinda ruzgar, saclarimin arasinda yildizlar. Sehrin karmasasina inat, olabildigince ozgur, olabildigince hafif.

Aklima daha o gun oglen can dostlarimdan biriyle yaptigim konusma geldi. Dondugumuzden beri Istanbul'da ne kadar yoruldugum, insanlarin ne kadar gergin ve asabi oldugu, bir yerden bir yere gitmenin ne kadar zor oldugu, Isvicre'de olmayi ozledigim gibi beyanatlar. Koprunun ustundeki o "an"i dunyanin baska hicbir yerinde yasamadigimi farkettim. Hep uctugum, kanatlarimin ciktigi o "an"lar Istanbul'da. Belki de bu ucma istegi beni hep geri cagiran.

"Bu sehirde sakin kalmak mumkun degil"e katilmiyorum. Bu sehirde sakin kalmak mumkun. Istanbul kendi kurallari olan cok asik oldugumuz bir sevgili gibi. Her daim kalbimizde, aklimizda. Onsuz olmuyor, cok ozleniyor. Ona teslim oldugunda daha sefkatli, onunla kavga ettiginde daha acimasiz. Gozlerimi kapatip kendimi Istanbul'un sevecen, sefkatli kollarina birakmak istiyorum. O benimle ne yapacagini bilir. Sevgililer arasindaki kucuk tartismalarsa guzel bir shavasana nin cozemeyecegi birsey degil ;)

15 Temmuz 2011 Cuma

Yogaya sukurler olsun


Olmuyor, plan yaparak olmuyor. Neyi hangi gun yapacagini en optimum sekilde planliyorsun ve senin disindaki etmenler (zaten hep oyle olur) nedeniyle planlar aksiyor. Benim gibi zaman konusunda hassas biri icin bu gecikmeler, aksamalar biraz (simdi biraz, eskiden cok fazlaydi :)) tatsiz olabiliyor. Ozellikle ev tasima esnasinda bu aksakliklar o kadar cok oluyor ki ya derin nefes alip gune devam edeceksin, guleceksin ya da sinir krizi gecirip saga sola bagirmaya baslayaksin.

Bugun yine buna benzer bir dizi olay ust uste geldi. Eve perde takmaya gelen adamin kullanacagi matkap icin uzatma kablosunu benden istemesi, bende olmadigi icin disari cikip aramasi, sonra getirdigi malzeme uygun olmadigi icin bir kez daha disari cikmasi da degil bahsettigim. Binbir ugras sonrasi bugun icin evimizin temizligine yardim edecek birini ayarladiktan sonra bu sabah sularin kesilmesinden bahsediyorum. Bundan daha iyi ayarlanmis bir tesaduf (!!!) olabilir mi? Biraz tadim kacti, cok kritik bir noktaya geldim. Akmayan cesmeye bakarken bir tercih yapmam gerektigini farkettim. Ilk tercih bagirmak, sinirlenmek, aglamak, delirmek (bircogumuzun farkinda olmadan sectigimiz bu oluyor genelde) ya da derin nefes alip elimden birsey gelmeyecegini farkederek oturmak. Neticede kesik suyu akitacak bir super gucum yok, varsa da ben farkinda degilim.

Ilk kaliba dusecek gibi oldugumda aklima derslerde hep soyledigim birsey geldi "Durusa teslim olun, durusla kavga etmeyin. Birakin bedeniniz durusa girsin. Zorlamayin, girebildigi kadar, esneyebildigi kadar esnesin." Gulmeye basladim tabi ki :) Yoga duruslari, dersleri de ayni hayatin kendisi gibi. Bedenin hazir degilken itersen, zorlarsan, ideal(!) durusu yakalamaya calisirsan kendini sakatlayabilirsin. Burda yine bir ince cizgi var tabi ki :) Bazen de durus zorlayici oluyor ama gelistirici bir zorlayicilik bu, sakatlayici degil. Beden ikisinin arasindaki farki biliyor zaten. Biz de bu zorlayici duruslar hemen bitsin istiyoruz, ofkelendiriyor bizi hissettigimiz zorlanma duygusu, hemen gecsin de bildigimiz, rahat oldugumuz duruslar gelsin istiyoruz. Ayni tavri hayatta da surduruyoruz. Zorlandigimiz anlar hemen gecsin, mutlu oldugumuz anlara gelelim. O bizi zorlayan yoga duruslarina zaman icinde beden, zihin alisiyor ve o duruslar artik bizi zorlamiyor. Boylece bir kademe daha ileri gidiyoruz. Hayatta da boyle zorlugun icinden gecerek bir kademe ileri gidiyoruz. Zorluklar her zaman var, olacak da. Onemli olan o zorluk karsisinda nasil tepki verdigimiz. Her zorluk karsisinda ofkelenip kendi frekansimizi dusurmek de bu zorlugun da digerleri gibi gececegini ve sonunda hicbir zorlugun kalmayacagini aklimizda tutarak sakin kalmak da birer secim. Hayatimiza yaptigimiz secimler yon veriyor. Yaptigimiz en ufacik secim bile bir yerleri etkiliyor.

Ben bu sabah sakin kalip sularin gelmesini beklemeyi sectim. Yarim saat sonra sular geldi ve evimiz planladigim gibi temizlendi :)) Hindularin en sevdigi tanrilardan biri olan ve her turlu guclugun ustesinden gelmeye yardim eden Ganesha, yeni baslangiclari ve aydinlanmayi simgeleyen lotus cicekleriyle beraber temiz temiz salonumuzda yerini aldi :) Bana sabri ve teslimiyeti ogreten yogaya sukranlarimi sunuyorum. Hari Om :)


29 Haziran 2011 Çarşamba

Aydinlanma mi dediniz?


Bu sabah ilk dersim 6.45'de basladi ve 8'de bitti. 10'daki ikinci dersime kadar Kalamis sahilde yurudum ve Bhagavadgita'dan bolumler okudum. Krisna'nin Prens Arjuna'ya aydinlanmak icin yoga yolunun takip edilmesi gerektigi, bunun icin de sankalpalar yani dunyevi dusuncelerden dogan arzularin birakilmasi gerektigini soyledigi bolumde yine icimden bir itiraz yukseldi :) Oyle her bilgiyi oldugu gibi alamam, illa kendi suzgecimden gecirmem lazim ya, burda da basladi yine tartisma.

Hindistan'da Godavari nehri'nin dogdugu kaynaga dogru tirmanirken yol ustunde agaclarin altinda ya da kucuk magaralarda oturmus sadhular gormustuk. Hic kipirdamadan butun zamanlarini orda meditasyon yaparak geciren, butun bedenlerini, yuzlerini bir tulle sarmis, dis dunyayla baglarini koparmis, aydinlanma pesindeki insanlar. Dis uyaranlar ortadan kayboldugunda tamamen iclerine ve yaradana donen, yuksek bilincle bir olma yolunda yuruyen insanlar. Ne aileleri var ne dostlari, butun hayatlari ormanda geciyor. Onlar icin en buyuk odul de meditasyonlari esnasinda yakaladiklari birlik duygusu. Tek amaclari var bu birlige tam olarak ulasip bedenlerini terketmek. Yanlarindan gecerken onlarin o dag basindaki sessiz, sakin yasantilariyla bizim Istanbul'daki gurultulu yasantilarimizin farkli ve ayni yonlerini dusundum.

Onceleri bir insanin kendini daga kapatip butun gunu sessiz gecirmesini anlayamiyordum. Sessizligin, duyularin tamamen iceri donmesinin gucunu sonradan kesfettim. O nedenle onlari anliyorum, aldiklari hazzi da tahmin edebiliyorum. Derdim onlarla degil. Derdim aydinlanmanin tek yolunun tum dunyevi zevklerden vazgecilmesi oldugunu, sevismenin sadece cocuk yapmak icin oldugunu, alkolden kesinlikle uzak kalinmasi gerektigini savunan yasakci zihniyetle.

Simdi gozunuzun onune bir Tanri bilinci getirin; 4 yasindaki cocugu bir lunaparka goturuyor. Ona diyor ki annene geri donebilmenin tek yolu burdaki oyuncaklarla oynamamak, aletlere binmemek. Cocuk ya cok keyifli zaman gecirecek ama annesini bir daha goremeyecek ya da lunaparkin icinden kos kos cikip annesine gidecek. Neden ikisinden birini secmesi gerektigini sordugunda da Tanri ona "cunku anneni gormen icin buyumen lazim" diyor. Cocuk da cocuk iste, eglenmek istiyor. Daliyor lunaparka ve annesini unutuyor. Unutuyor ama anne ozlemi hic bitmiyor, sadece neyi ozledigini bilmeden dolasip duruyor. Bize soylenen bu, dunyevi zevklerden cek elini etegini, kos anneye, ha yol biraz uzun ama yorulmadan kosarsan yetisirsin.

Bir de soyle bir Tanri bilinci dusunun; ayni cocugu lunaparka goturuyor. Diyor ki "Ben senin annenim, butun lunaparki seninle dolasacagim, Istedigin alete binebilirsin ama abartmadan, tadinda birakarak. Unutma ben senin hep yanindayim." Benim hissettigim, inandigim Tanri bu iste. Bizden bekledigi herseyi gorup dokunmamamiz degil, herseyden keyif alarak, herseyi dengede yasayarak buyumemiz. Buyudugumuzde bile lunaparka gidip gulup eglenmemiz. Onunla baglantimizi, onunla zaten bir oldugumuzu unutmadan neseyle, askla eglenmemiz.

Ben belki hicbir zaman dag basinda sessiz, sedasiz bir hayat yasayamayacagim, ama o dag basindaki adam da hicbir zaman sehirde kendi sessiz ormanini yaratmayi ogrenemeyecek. Artik kendinden farkli biriymis gibi gormedigin, icinde eridigin sevdiginle guzel bir kadeh sarap icip, goz goze sevistiginde yasadigin aydinlanma hissini yasayamayacak. Arkadaslarla kahkahalarla bezeli bir sohbetin yarattigi yukselme hissini tadamayacak. Iki yoga dersi arasi kedilerinle sarmas dolas uyumanin hazzini bilemeyecek. Yegeninin ilk adimlarini gordugundeki coskuyu anlamlandiramayacak. Butun bunlari yasarken buyumek istiyorum. Butun bunlarin bize sunulmasinin da bir sebebi olmali ve bu sebep bunlari geride birakip cekip gidebilmeyi ogrenmek olmamali. Herseyi yasamak ve dengede kalmak. Hep neseye, mutluluga, sevgiye dogru adimlar atmak. Bence asil maharet hayat bizi cekistirip dururken her koseden sevgide kalabilmek ve kahkahalarla gulebilmek. Attigimiz her kahkaha bizi Tanri'ya daha fazla yaklastiriyor.

Elimizdekiyle mutlu olmali ama elimizden alindiginda da kendimizi kahretmeyecek kadar bagimsiz olmaliyiz. Sahip olduklarimiz icin sukretmeli, ama giden gittiginde de yikilmamaliyiz. Yine dengede, hep dengede, neseyle, askla yurumeliyiz bu yolda. Biz gibi, olmasi gerektigi gibi, gulerek, severek.

27 Haziran 2011 Pazartesi

Bebek yogasi



Haftasonu Birthlight'in Bebek Yogasi egitimine katildim. Egitim muhtesemdi, cok fazla sey ogrendim ve her anindan cok keyif aldim. Dun egitimin sonlarina dogru sinifa baktim teker teker; anneler, anne adaylari, yoga egitmenleri, her dokunuslarindan sevgi akan tanricalar grubu. En basta da endamiyla, gulumsemesiyle gunese benzeyen Sally, cok keyifli ders anlatan sevgili Sally. Boyle bir ekiple boyle bir deneyimi paylastigim icin yine kendimi cok sansli hissettim.

Uc gun boyunca tek konustugumuz konu bebekler olunca icimdeki bebek sevgisi de uctu gitti. Gectigimiz sene 29 Eylul'de ailemizin en yeni uyesi Artun dunyaya gozlerini acti. Kuzenimin dunyalar guzeli oglu Artun. Sevgili annesinin ve babasinin kizmayacagini dusunerek yukari fotograflarini koydugum askim Artun. Ben de solugu yanlarinda Varsova'da aldim. Artun'la ilk karsilasmami ilk goruste ask diye tanimlayabilirim rahatlikla. Minik elleri, ayaklari, ben cok gordum gecirdim diyen bakislari. O gunden beri Artun hep aklimda fikrimde. Buldugum her firsatta onu gormeye gidiyorum, hergun facebook a giriyorum annesi yeni fotograflarini koymus mu diye. Bazen simarikca "hih peki" diyerek arkami donup kendi capimda sakaciktan kustugum kocam bile beni yeniden gulumsetmek icin Artun'un gormedigim fotograflarini koyuyor onume. Bu askin tarifi yok ama zaten bircogunuz ne demek istedigimi cok iyi biliyorsunuz. Artun beni degistirdi. Onun sevgisi icimde daha once arada sirada gordugum ama cok da dokunmadigim bir yerin varligini hatirlatti bana. Onun yanindayken hicbir sey umrumda degil, sadece o var ve onun sevgisi. Biliyorum ki bu yazi basima cok is acacak, eger aileden birileri bu yaziyi okursa yine o gicik oldugum "hadi artik, sira sizde" kliselerini duyacagim, hem de bu sefer kendim kasinmis olarak. Bunun pahasina yaziyorum bunlari :))) Anlatmak istedigim baska cunku.

Evet itiraf ediyorum ben bir bebek delisiyim. Sokakta gordugum her bebege bakiyorum, hepsine gulumsuyorum. Anneleri izin verirse hepsini kucaklamak, koklamak istiyorum. Hepsinin yaninda kendimi cok iyi hissediyorum. Bundan da utanmiyorum. Bana uzayli gibi baksaniz da, size bunlar abartili gelse de durum bu. Yapacak birsey yok. Bebekleri seviyorum.

Bu nedenle bu egitim onumde bambaska bir yol acti. Egitime tek katilma sebebim ogrendiklerimi ilerde kendi bebegime uygulamakti ama cikista butun dusuncelerim degisti. Bebek yogasi dersleri vermek istiyorum. Annelerle bebekleri arasindaki bagi kuvvetlendiren, anneye dogum sonrasi destek saglayan, bebek gelisimine buyuk katkisi olan bu guzel calismayi hayatimin bir parcasi haline getirmek istiyorum. Hergun yavas yavas beni donusturen, hayatimda vazgecilmez bir yeri olan yogayi bebeklerle yeni annelere yaymak istiyorum. Dunku calismaya katilan bebekler vardi. Dersin sonunda hepimiz shavasana'da sirtustu uzanmis derin gevseme yaparken bebekleri dinledik. O kadar keyifli sesler cikariyorlardi ki gozlerimi actigimda gordum ki hepimizin yuzunde ta kalbimizden gelen bir gulumseme var. Herkes isil isil. Bundan daha keyifli bir calisma dusunemiyorum. Yoga ve bebekler :)