17 Şubat 2011 Perşembe

Bir de tersinden baksak



Yoga uygulamasinda asanalar calistirdiklari bolgeler, sagladiklari faydalar, zihin uzerindeki etkileri dusunulerek farkli gruplara ayrilmistir. Bugun bu gruplardan birinden, ters duruslardan (inverted asanas) bahsedelim.

Ters duruslar da kendi icinde yari ters ve tam ters olarak ikiye ayrilsa da biz bugun kabaca pelvisin kalp hizasindan yukarida oldugu asanalardan bahsedecegiz.

Ters duruslar yer cekiminin vucuda olan etkilerini ters cevirirler. Beyne giden kan miktarini artirarak noronlarin beslenmesine ve toksinlerin atilmasina yardimci olurlar. Normalde bacaklarimizda, pelviste ve karnimizda biriken kan ve lenf sivisi bu duruslarda kalbe doner, oradan da akcigerlere giderek temizlendikten sonra tekrar vucuda dagitilir. Bu da bedenimizdeki butun hucrelerin beslenmesini saglar. Hipofiz bezi daha verimli calismaya baslar ve bu da butun endokrin sistemine etki eder. Butun bunlar cok faydali fiziksel etkiler olmasina ragmen ters duruslarin bize en buyuk katkisi duygusal ve zihinsel duzeydeki etkileri belki de. En azindan bu gurubu benim favori grubum yapan sey bu etkileri :)

Butun hayatimiz boyunca dunyaya hep ayni acidan bakiyoruz. Bu nedenle de bir sure sonra hep ayni seyleri goruyoruz; ayni sorunlar, ayni kaliplar, ayni donguler, ayni tepkiler. Belki bir adim geri atip farkli bir acidan baksak olaylara sorun olarak gordugumuz seyler sorun olmaktan cikacak. Ne de olsa evrende dualite yok, birseye iyi ya da kotu damgasini biz vuruyoruz perspektifimize bagli olarak. Iste ters duruslar perspektifimizi degistirmemize yardimci oluyor. Bir anda bakisimiz tepe taklak oluyor ve zihnimiz bu halde de yasayabilecegimizi kabul edip yargilarindan vazgeciyor. Tabi bu belirli bir pratik gerektiriyor, ilk uygulamada zihnin degisecegi zannedilmesin :)

Bu duruslar dengede kalmayi gerektirdiginden zihinsel gucu ve konsantrasyonu artiriyorlar. Uykusuzluk problemlerini ortadan kaldirip, anksiyeteyi ve stresi azaltip ozguveni artiriyorlar. Bu duruslari yapmak biraz calisma gerektirdiginden bunu yapabilenler kendileriyle gurur duyuyorlar. Ozellikle asanalarin krali olarak bilinen sirsana (head stand- bas durusu) yi yapan insanlarin hemen durustan sonra okumayi yeni ogrenen cocuklar gibi sevindiklerini gorunce ozguvene etkilerini daha iyi anladim. Belki de burda onemli bir parantez acmak lazim; yoganin amaci kesinlikle bir asanayi hedef haline getirip, egonun itisiyle o asanayi yapana kadar denemek degil kesinlikle. Herkes her durusu yapmak zorunda degil, bu durusu yapanlar digerlerinden daha iyi de degil. Bu durusu yapanlara odul veren bir kurum da yok. Bu yine de kisinin ilerledigini gorup sevinmesine engel degil. Yeter ki bunu basarma/basaramama kiskacindan bagimsiz yurudugumuz bir yol olarak gorelim.

Bu duruslar bayanlarda regl donemlerinde ve hamilelikte tavsiye edilmiyorlar. Ayrica bu duruslar tansiyonu yukseltebileceginden yuksek tansiyon sorunu olanlarin ve omurga problemleri olanlarin dikkatli olmalari, hatta mumkunse sadece deneyimli yoga egitmenleri esliginde bu asanalari denemeleri gerek.

Ters duruslara cok fazla ornek vermek mumkun ama belki de en etkilileri asanalarin kralicesi ve krali olarak bilinen omuz durusu ve bas durusu. Omuz durusu (shoulder stand- sarvangasana-asanalarin kralicesi) aslinda bize ilkokulda beden egitimi dersinde yaptirdiklari mum durusuna benziyor. Bas durusu (head stand-sirsana-asanalarin krali) ise ayakta durusumuzun tam tersi, yani basimiz yerdeyken bacaklarimiz yukari uzaniyor. Daha once bu asanalari hic denememis olanlar boyun ve omurga sagliklarina onem veriyorlarsa lutfen bu kaba tanimlardan yola cikarak bu asanalari uygulamayi denemesinler:) Ilk defa deneyecek olanlar mutlaka bir yoga egitmenin yardimiyla denerlerse pozisyonlardan daha fazla fayda saglayabilirler.

Yoga duruslarinin Hindistan'da binlerce yildir uygulanma sebebi sagladigi fiziksel faydalardan ziyade zihin ve duygusal seviyede sagladiklari bu etkiler. Bu etkiler sayesinde kisi ruhsal yolda ilerlemeye devam ediyor. Siz de kendinizi donusturmek, bakis acinizi degistirmek icin bu yola girmek istemez misiniz?

12 Ocak 2011 Çarşamba

Bir Yoga Yolculugu


Yoga sanskritcede birlik demek; bedenle ruhun, nefesle hareketlerin, bilincle super bilincin, ruhla yaraticinin birlesmesi. Yoganin bedene ne kadar iyi geldigi artik bilinen bir gercek, ulkemizde bile artik doktorlar hastalarina yogayi tavsiye etmeye basladilar. Bu nedenle biz bugun yoganin bizim topraklarda ikinci planda kalmis ama anavataninda esas olan yonunden, ruhsal gelisim araci olmasindan bahsedelim.

Yaklasik 2500 sene once Hindistan'da dogan yogaya dair yazilmis ilk kapsamli kaynak Patanjali'nin Yoga Sutralari. Patanjali Yoga sutralarinda 8 adimdan bahsediyor. Nihai hedef her uygulayicinin bu 8 adimi takip ederek son basamak olan aydinlanmaya ulasmasi. Bu 8 basamaktan ucuncusu de butun sutralar icinde kendisinden en az bahsedilen asanalar. Asana, nefesin entegre edildigi yoga hareketleri. Yani bugun "yoga yapiyorum" diyen herkesin uyguladigi hareketler.

Asanalar Patanjali tarafindan 8. basamaga yani yaraticiyla bir olup bedenden gecme yolundaki erken basamaklardan biri olmasina ragmen biz onu nihai hedef haline getirmisiz. Bu nedenle katildigimiz yoga derslerinde canimiz aciyana kadar kendimizi zorluyoruz, gozumuz hep siniftaki diger ogrencilerde, hep kim bizden daha cok esnedi, kim hangi hareketi bizden daha guzel yapti ona bakiyoruz. Sadece biz kendimizi zorlasak neyse siniftaki egitmen de bizi zorluyor, bizi ittikce itiyor bedenimiz nasolsa alisir diye. Belki alisir beden, belki de alismaz. Belki o sinifta en cok esneyen, kimsenin yapamadigi duruslari yapan kisi olabiliriz ama bu sartlar altinda uyguladigimizin yoga oldugunu iddia edemeyiz.

Yogada rekabet yok, ne baskasiyla ne kendimizle. Yogada teslimiyet var; bedenimize, Tanri'ya, evrene, dogaya teslimiyet. Bizi iten, bedenimizle ve siniftakilerle yarismaya zorlayan ego. Oysa ki yoganin butun amaci egonun kontrolunden bagimsizlasip Samadhi'ye yani birlige ulasmak. Bu nedenle hareketleri yaparken nasil gorundugumuzle ilgilenmeyelim artik. Her hareketin icinde eriyip, bedenimizle ve ruhumuzla her harekette temasa gecelim. Nefesimize odaklanalim, hareketin bedenimiz ve zihnimiz uzerindeki etkilerini gormeye calisalim. Birakalim o durus bize ne verecekse versin, ne almamiz gerekiyorsa alalim. Yavas yavas akalim hareketlerle. Asanalar bedenimizi arindirdikca, beden ve ruh farkindaligimizi arttirdikca yurudugumuz yolda attigimiz adimlar daha saglam olacak.

Yogayi bir yaris haline getirmekten vazgecelim. Birakalim o bizi nereye goturecekse gotursun, biz teslim olalim sadece.

13 Eylül 2010 Pazartesi

Su gibi

Serin bir Lausanne sabahı farkına vardım ki gerçek anlamda akışta kalmayı pek beceremiyoruz. İstiyoruz ki herşey kendi planlarımız doğrultusunda gerçekleşsin. Biz isteyelim, sistem anında versin, fazla beklemeyelim. Hata paylarına izin var tabi ama yine bizim çizdiğimiz limitler içinde.

Oysa sistem öyle işlemiyor. Bize bir ders verilecekse, bu yolun sonu tekamülse biraz limitlerimizin zorlanması lazım. Herşey yolundayken, herşey sadece ve sadece bizim tahmin ettiğimiz ölçüde saparken akışta kalmak çok kolay. Esas maharet dünya tepetaklak olmuş, ellerimiz kollarımız bağlı beklerken akışta kalıp sisteme güvenmekte. Dışarda fırtınalar koparken içimizdeki sessiz limana sığınabildiğimiz, sükunetimizi, huzurumuzu koruyabildiğimiz ölçüde gelişiyoruz.

O kadar kolay değil belki bunu yapmak, her zaman becerebildiğimiz söylenemez. Yine de sisteme güveniyorum. Ben niyet ettikten sonra sistem de bana yardım etmek için elinden geleni yapacaktır, biliyorum :) Biliyorum ki su nereye akacaksa akacak, mücadele ettiğimde yorulduğumla kalacağım, o su beni yine nereye götürecekse götürecek. Madem istikamet belli, neden direnip yoruluyorum ki, kendimi akıntıya bırakıp, manzarayı izleyerek yolculuktan zevk almak varken.

21 Temmuz 2010 Çarşamba

Tayland'dan masaj izlenimleri


Temmuz başında Tayland'a iki haftalık bir yolculuk yaptık. Bu güzel ülkeyle ilgili izlenimlerimden sadece masajla ilgili olanları paylaşmak istedim ben de.
Tayland'da klasik tay masajı eski zamanlardan beri çok sık kullanılan bir şifalandırma yöntemi. Öyle ki başkent Bangkok'taki en büyük tapınaklardan olan Wat Po'da eski bir masaj okulu var. Masaj okulu derken içerde öğrencilerin olduğu ders verilen bir yerden bahsetmiyorum, duvarlarında tay masajını anlatan figürlerin olduğu bir odacık aslında burası. Masaj esnasında kullanılan meridyenleri (enerji kanalları), bası noktalarını gösteren detaylı figürler bunlar. Yanlarında da figürleri açıklayan yazılar var. Eskiden masajı öğrenmek isteyenler gelip duvardaki yazılardan ve resimlerden öğrenirlermiş. Biz de hazır oraya kadar gitmişken bu okula bağlı olan terapistlerden masaj alalım dedik. Turist olduğumuz için mi yoksa terapistler kendilerini çok yormak istemediklerinden midir bilmem ama çok yumuşak bir masaj aldık, öyle ki terapistin vücuduma dokunduğunu gözlerimle görmesem yapılan masajı hissetmeyecektim. Yine de üstüne güzel bir uyku çekip dinlendik.
İlerleyen günlerde yine Bangkok'un Patpong bölgesinde dolaşırken bir masaj merkezine rastladık. Patpong Bangkok'un gece hayatıyla ve "lady boy" şovlarıyla ünlü bir bölgesi. Durum böyle olunca ciddi masaj merkezleri içerinin görülmesini sağlamak için dış cephelerini boydan boya cam yapıyorlar. Dayanamadık ve içeri girdik. Üç kişi aynı anda bize bir saat boyunca hem ayak, hem de baş masajı yaptı. Şimdiye kadar aldığım en güzel masajlardan biriydi. Dışarı yenilenmiş, dinlenmiş ve her bakışından huzur akan insanlar olarak çıktık :) Hayat böyle birşey, bazısı Patpong'da bambaşka dünyalara adım atarken biz de masajdaki huzuru yaşadık.
Bangkok'u terkedip Phi Phi adasına gittiğimizde hala masaja doymamıştık. Gerçi masaj düşkünlerinin masaja doyması gibi bir hal görmedim ben, biz de o doymayan düşkünlerden olarak otelin spasında da bir deneme yapmaya karar verdik. Aldığımız masajı kelimelere dökmek isterdim ama rivayete göre masaj esnasında o kadar derin uyumuşum ki horlamaya yakın sesler çıkarmışım ve terapist beni uyandırmakta güçlük çekmiş. Teselli olur mu bilmem ama uyumadan önce aklımdan geçen tek şey o an cennette olduğumdu. Yine sinirleri alınmış, huşu içindeki insanlar olarak odamıza döndük.
Bu güzel deneyimden sonra ben son kez tay masajı denemek istedim. Bangkok'ta yaptırdığım masaj ne kadar yumuşaktıysa bu da o kadar sertti. Bir ara ayak bileğimden öyle sesler geldi ki eklemlerimin zedelendiğinden hem terapist hem de ben emindik. Neyse ki kazasız belasız atlattım. Farkettim ki Tayland'da her aldığın tay masajı iyi olacak diye bir kural yok. Tayland'ın esas masaj merkezi Chiang Mai'ymiş. Orda bütün ülkenin en iyi masaj okulları varmış. Bir sonraki Tayland ziyaretine Chiang Mai'de başlamaya karar verdik.
İlgilenenler için son bir not; Tayland'da lüks oteller dışındaki merkezlerde masaj çok uygun fiyatlı. Lüks otellerdeki fiyatlarsa İstanbul'daki spa fiyatlarıyla aynı.
Masaj kültürün o kadar içinde ki her bölgede küçük küçük masaj merkezleri bulmak mümkün. Eğer yolunuz Tayland'a düşerse mutlaka bu küçük yerlerde denemeler yapın. Belki de Hindistan dışında dünyanın hiçbir yerinde bu kadar uygun fiyatlı masaj yaptıramazsınız.

7 Nisan 2010 Çarşamba

Akupresür mucizesi


Çinliler 5,000 sene önce bedendeki belirli noktalara baskı yapıldığında noktanın bulunduğu bölgedeki ağrının geçtiğini ve ayrıca diğer bölgelerin de daha sağlıklı bir hale geldiğini farketmişler. İşte akupresürün ortaya çıkışı da böyle olmuş. Akupresür noktaları ya da anahtar noktalar adı verilen bu noktalara basıldığında kaslardaki gerilim atılıyor, ağrı kesici nörokimyasallar olan endorfin salgılanması ve kan dolaşımı artıyor. Bunun sonucunda ağrı ortadan kalkıyor, kan dolaşımının artmasıyla oksijen miktarı da arttığından kaslar gevşiyor, toksinler vücuttan uzaklaştırılıyor ve iyileşme hızlanıyor. Akupresür akupunkturla aynı noktalar üzerinde çalışıyor. Akupresürden sonra geliştirilen akupunkturda iğne kullanılırken akupresürde sadece parmak ve el baskıları kullanılıyor.

Akupresür noktaları deri üstünde bulunan biyoelektrik dürtülere karşı hassas ve onları kolayca iletebilen noktalardır. Doğu kültürlerinde her varlığın bir enerji bedeni de olduğuna inanılır. Bu enerji bedeni ve fiziksel beden birbirinden etkilenen, birbirini tamamlayan bedenlerdir. Fiziksel bedendeki kan dolaşımını sağlayan damarlar gibi enerji bedeninde de chi/ki enerjisini taşıyan meridyen adı verilen kanallar olduğu söylenir. İşte akupresür noktalarının bu meridyenlerin birleşme yerlerinde olduğu düşünülür. Akupresürle aynı zamanda merdiyenlerdeki enerji blokajları çözülerek kişide rahatlama ve iyileşme sağlanır. Batıda bilim adamları kullandıkları hassas teknolojiyle bedenlerimizdeki bu sistemin varlığını ispatlamış görünüyorlar.

Doğru bası tekniklerini ve anahtar noktaları öğrendikten sonra evde kendi kendinize de kolayca uygulayabileceğiniz bu teknikle artirit ağrıları, regl ağrıları, boyun ve bel ağrıları, baş ağrıları, diş ağrıları ve hatta akşamdan kalma durumu gibi birçok rahatsızlığı ortadan kaldırmak mümkün. Hiç şüphesiz akupresür modern tıbbın ya da doktor ziyaretlerinin yerini tutmuyor ama tamamlayıcı özelliğiyle kronik sorunların tedavisinda çok yardımcı oluyor.

Aslında bu hepimizin içgüdüsel olarak yaptığı birşey; ağrıyan yere elimizi koymak, o bölgeyi ovmak, oraya zaman zaman baskı uygulamak. Yani bu bilgi aslında bedenin kendisinde var. Kan ve biyoelektrik enerji vücudumuzda düzgün bir şekilde dolaştığında sağlıklı, uyumlu bir bedene sahip oluyoruz. Bunu sağlamak için de her zaman ilaç kullanmamıza gerek yok. Ciddi bir rahatsızlığınız yokken ağrı kesici kullanmak yerine kendi bedeninizi kendi sahip olduğu güçle tedavi etmek istemez misiniz?

16 Mart 2010 Salı

Hayatla beraber akmak koşmadan

Dünyanın en güzel şehri belki İstanbul ama yaşamasını bilene. Güneşli bir bahar sabahı boğazda kahvaltı yapmanın keyfi belki de hiçbirşeyde yok. Haftasonları Asmalımescit'te dostlarla rakı içmenin coşkusu belki bir başka yerde yaşanmıyor. Köprüden geçerken her iki kıtanın arasında havada olup ışıl ışıl eski, yeni yapıları izlemek bile insanı heyecanlandırıyor.

Bu güzelliğin bedeli de büyük maalesef. Çok çalışıyoruz hepimiz masraflarımızı çıkarmak için. Saatlerimiz trafikte geçiyor. Sürekli bir yerden bir yere yetişme telaşındayız. Hafta içleri geç saatlere kadar çalışıp haftasonuna herşeyi sığdırmaya çalışıyoruz. Bir süre sonra ağır bir yorgunluk çökünce üzerimize anlıyoruz nasıl bir koşturmacanın içerisinde olduğumuzu.

Sırt ve bel ağrılarımız başlıyor, bazen o ağrılar kollara vuruyor, bazılarımız daimi baş ağrılarından muzdaripler, kimisi bitmek bilmeyen cilt sorunlarıyla uğraşıyor. "Kendime ayıracak vaktim yok" diye ortada gezinen insanların mekanı koca bir şehir.

Neden kendimize vakit ayırmıyoruz, neden kendimizi ödüllendirmiyoruz? Hani o çalıştığımız işler sadece para kazanmak için yaptığımız şeylerdi, ne zaman bizim önümüze geçtiler? Ne zaman durup soluklanmayı düşünüyoruz, hastalanınca mı zoraki uzanıp uyuyacağız?

Artık koşmasak, istediğimiz hızda ilerlesek, bütün programları 2 günde yetiştirmeye çalışmasak, hayatımız işimizden ibaretmiş gibi davramayı bıraksak ta kendimizin kıymetini bilsek? Biraz dinlensek, yavaş yavaş aksak hayatla beraber yarışmadan, ruhumuzun ve bedenimizin kıymetini bilsek. Güzel olmaz mıydı? Yeniden doğmak istemez misiniz?

2 Mart 2010 Salı

İçimizden Gelen Değişim


Sürekli hayatımızı değiştirmekten bahsediyoruz. İşimizi, arabamızı, evimizi, belki yaşadığımız şehri, ülkeyi, bazen sevgilimizi, kıyafetlerimizi, mutfağımızı, kimi zaman da arkadaşlarımızı. Mutlu olmak için kendimize şartlar koyuyoruz; bir sevgilim olursa benden mutlusu yok, daha çok kazanacağım bir işe geçersem bütün sorunlarım ortadan kalkacak, birkaç kilo versem kendimi çok iyi hissedeceğim, bu ülkeden çok sıkıldım, yeni bir yere taşınırsam hayatım bambaşka olacak. Evet tebdil-i mekanda ferahlık vardır ama kendinizi de gittiğiniz yere götürdüğünüz müddetçe gittiğiniz yer geldiğiniz yere benzeyecek.


Hiç durmadan cevapları dışarda arıyoruz. Etrafımızı değiştirirsek mutlu olacağımızı sanırken asıl değişimin içerden gelmesi gerektiğini unutuyoruz. Yeni başlangıçlar için kapı kapı dolaşıyoruz, oysa ki çalmamız gereken tek kapı kendi kapımız. Yıllar yılı biriktirdiklerimiz heybemizi bu kadar ağırlaştırmışken nasıl istediğimiz hafif yolculuğu yapabiliriz ki...

Önce kendi katmanlarımıza inelim birer birer; önce kendi yaralarımızı saralım, affedelim geçmişi, önce kendi enerjimizi dönüştürelim. Ondan sonra zaten içinde bulunduğumuz gerçeklik ister istemez değişecek. Bir bakalım bizi ayaklarımızdan tutan, ileri adım atmamızı engelleyen ne. Bunların cevabını kimse veremez size, bütün cevaplar zaten sizde. Sadece kendinizi dinlemeyi öğrenmeniz gerekiyor.


Hayatınızda küçük değişiklikler yapmaya başlayın. Yatağın her zaman kalktığınız tarafından değil de diğer tarafından kalkın, hiç gitmediğiniz cafelerde yemek yiyin, yeni insanlarla tanışın ve kendinizi dinleyin. Bol bol gülün, değişim acılı olmak zorunda değil. Keyfinize bakın, kendinizi şımartın. Haketmediğinizi düşündüğünüz, kendiniz için asla yapmayacağınız bir harcamayı yapın ve keyfini çıkartın. Kendinizi ödüllendirin, hayatınızın odağına neşeyi koyun. O zaman işte herşey değişmeye başlayacak, hem de tam istediğiniz gibi. Sizi siz yaptığını düşündüğünüz dramlarınızı serbest bırakıp, her zaman istediğiniz hayatı yaratmak çok kolay, yeter ki isteyin. Bu cesur adımı atmaya hazır mısınız?